Bir şeyler yanlış gidiyor. Daha doğrusu şöyle; yanlış başlayan, yanlış devam eden, yanlış giden bir şeyler var ve biz bunu engelleyemiyoruz.
Yıllarca bizleri saçma bir modernleşme ve yanlış bir yenilenme mantığıyla Batılı gibi yapmaya ya da hiç değilse öyle gibi görünmeye zorladılar. Neticede ne at ne eşek, saçma bir şey çıktı ortaya. Aslında savaş meydanlarında tepelediğimiz adamların da planı tam olarak buydu. Yıllar sonra yazılan hatıralarında bunları da açık açık söylediler zaten; “Biz bu adamların ailelerini çökertmezsek yenemeyiz!..” diye jurnaller gönderen casuslar ve hatta aramızda biz gibi dolaşan hainler vardı. Aile kavramı işte o Anadolu irfanının her nerede olursa olsun -ki bu gurbet bile olur- verildiği ve her ferdine öğretildiği yegâne yerdi. Bunu bir başka yerde mesela okulda ya da kitaplarda öğrenemezdiniz. Öyle olduğunu da gördük ve görüyoruz zaten.
Önce o kadim, büyük aile geleneğimize saldırdılar. Saçma bir şekilde Tanzimat ve sonrasında bizleri bireyin özgürlüğüne, kadın erkek eşitliğine, herkesin haneden çıkıp çalışması gerektiğine falan inandırmak için bin türlü şey yaptılar. Sonra bir “çekirdek aile” çıkardılar karşımıza. Çocuklar anadan babadan, torunlar dededen neneden uzak kaldı. Doğal olarak da onlardan öğreneceği Anadolu irfanını bir başka yerde bulamadı ve hep o tarafı eksik oldu. Benim kanaatime göre çocuk anasından babasından elbette bir şeyler ve önemli şeyler öğrenir lakin dedesinden ve nenesinden öğrenecekleri vardır ve bunu ana-baba veremez. Ve dedesini nenesini görmeden, onlarla yaşamadan büyüyen çocuklar eksik kalırlar.
Anadolu insanı dediğimiz bir kavram var. Her yerde ve her mekânda tekrar tekrar söylediğimiz… Bence Anadolu denen bu toprağın insanı pek çok hasletinin yanında en ziyade “samimi” oluyor. Samimiyet toprağa da siniyor. Kibir yok oluyor bence. Tevazu resme dönüşüyor, tecessüm ediyor. Toprak, insan yetiştiriyor. Anaların koyunlarında merhamet büyüyor, çocukların ellerinde tuttuğu oyuncak masumiyet oluyor. Bütün bunların etrafında pısırık, kendine güvenmeyen bir insan değil aynı zamanda vakur bir millet oluyor ve oluşuyor. Anadolu’yu ilkin biz yurt edindik elbette doğru lakin şimdi zannediyorum ki Anadolu bizi kendinin yapıyor.
Anadolu mayadır, diyorum ben aslında. Ve maya bozulursa süt de yoğurt da bozulur. Tutmaz ve olmaz artık eskisi gibi. Tadı kaçar. Lakin gördüğüm şu ki Anadolu direniyor. Hem de var gücüyle ve belki de son gücüyle direniyor. Yozlaşmaya, başkalaşmaya, Batılılaşmaya direniyor. Kendini inkâra ve aslını redde direniyor. Ellerinden hepimizin ihtiyacı olan o samimiyet ve masumiyet alınmasın diye direniyor. Ve bizler onların bu direncinin çoğu vakit farkına varamıyoruz bile.
Anadolu, karşılıksız bir muhabbetin adıdır bence. Kaç kitap okusan da bilmem ne kadar zengin olsan da ne kadar fazla şehir dolaşsan ve ne kadar insan tanısan da başka yerde bulamayacağın bir muhabbetin adı…
…
Yani uzaklarda aramaya gerek yok; çare de çözüm de derman da içimizde, bizde…