İsrail’in kuzeydoğu sınırlarını koruyan 60 yıllık Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte Türkiye’nin Suriye’de artan nüfuzu ve özellikle askerî varlığı Netanyahu hükûmetini ciddi anlamda endişelendiriyor.

Türkiye’nin Palmira’da üs kurmaya hazırlandığına ve Suriye hava sahasını koruyacağına dair haberler İsrail’in korkusunu büyütüyor.

İşgalciler Türkiye’den ve Şam’daki yeni yönetimden korkmakta haklılar.

İsrailli yetkililerin Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhinde yaptıkları çirkin açıklamalar, İsrail medyasının benzer minvaldeki haber ve yorumları da bu korkunun dışavurumundan başka bir şey değil.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, “diktatör” olarak nitelediği Erdoğan’ın “antisemitik yüzünü ortaya koyduğunu”, “hem bölge hem de kendi halkı için tehlike teşkil ettiğini” öne sürdü.

Israel Hayom gazetesi ise Erdoğan’ın kaçak yollarla Filistinlilere silah temin ettiğini, Ahmed eş-Şara liderliğindeki Suriye’yle birlikte bölgede yeni bir eksen kurduğunu ve Türkiye’nin Hamas için güvenli bir sığınak olduğunu yazdı.

Türkiye’nin Suriye’deki askerî ve diplomatik varlığını İsrail için tehdit olarak gören Netanyahu, savunma ve istihbarat kurumlarının yetkilileriyle toplantı üzerine toplantı yapıyor.

İsrailli yetkililer Türk ordusunun İran ordusu ve Şam’daki yeni yönetimin Beşşar el-Esed rejimi gibi olmadığının farkındalar.

NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye’nin Arap ülkelerine benzemediğini ve bölgede çatışmaya girmek isteyecekleri en son ülke olduğunu da çok iyi biliyorlar.

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin düşen helikopterini bulamayan İran’ın ve Tahran’a bağlı örgütlerin İsrail üzerinde herhangi bir caydırıcılığa sahip olmadığını gördük.

Türkiye hem sahip olduğu silah teknolojisi hem de askerî kurmay zekâ bakımından İran’dan çok üstün.

Örneğin, elinde günümüz muharebe sahasının en modern ve etkin sistemlerinden olan VURAL ve KORAL gibi elektronik harp radarları var.

Türkiye’yle yaşanacak olası bir çatışmanın İran’ın misilleme tiyatroları gibi olmayacağı kesin.

İsrail ve İran arasında yaşanan gerilimlerde devrik Suriye rejimi genelde hep tarafsız kalmıştı.

İşgalcilerin Suriye’de Türkiye’yle olası bir çatışmasında Şam’daki yeni yönetimin ve ordusunun Türkiye lehine çatışmaya dâhil olacağında şüphe yok.

Ankara-Şam ittifakına başka ülkelerin de katılması kuvvetle muhtemel.

Bu nedenle İsrail’in öncelikli tercihi Türkiye’yle çatışmaktan kaçınmak olacak.

Öte yandan Türkiye’nin askerî varlığı İsrail’in Suriye’de dilediği gibi at oynatmasına engel teşkil edecek.

Haaretz gazetesine konuşan İsrailli yetkilinin de dediği gibi, işgalcilerin “Suriye’de operasyon yapma özgürlüğü” kısıtlanacak.

İsrail böyle bir durumu kabullenmek istemiyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’de karşısına çıkmasını engellemenin yollarını arıyor.

ABD ve Avrupa’nın Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç ve değişen dengeler sebebiyle uluslararası konjonktür bu konuda İsrail’in yanında değil.

Her hâlükârda İsrail, Washington üzerinden Ankara’ya baskı yapmayı yine deneyecek.

Ama asıl ümidi Türkiye’deki Erdoğan muhaliflerinde.

Mevcut iktidarın anarşi ve sokak olayları eşliğinde CHP, DEM, İYİP, DEVA, YRP, Saadet ve Gelecek partileri tarafından el birliğiyle devrilmesini dört gözle bekleyecek.