Yine bir Ramazan günü ve bunca derdin, sıkıntının, acının üzerini sanki müşfik bir el örtüyor. Bilmiyorum size de öyle geliyor mu ama Ramazan sanki yaralarımıza merhem olmak için geliyor.
İyi ki geliyor.
…
Bu zamanlar bize azın da yeter olduğunu hatta azın da çok olduğunu öğretti. Bunu sadece aldıklarımız, verdiklerimiz, yediklerimiz, içtiklerimiz için söylemiyorum. Zamanın da kıymetini ve aslında ne kadar çok olduğunu ama bizim onu da israf ettiğimizi öğretti.
Etrafıma bakınca mutlu mesut insanlar değil de daha ziyade dertli ve hatta buhranlı, stresli her daim bir şeylere yetişmeye çalışan ama yine de hep geciken ve bunun derdine düşen insanlar görüyorum ben. Ya da ben yanlış yere bakıyorum da gördüğüm herkes birbirine benziyor ya da gerçekten herkes böyle. Bilemiyorum. Ama kimsenin durmaya, düşünmeye hatta sadece dinlemeye bile vakti yok.
Ramazan işte benim bu anlam veremediğim acele ve hep bir yerlere yetişmeye çalışan halimizi de aldı gitti. Bir sakinlik, bir sükûnet ve hafiflik var her bir yanda.
…
Az ile yaşamayı öğreniyoruz sanırım. Azın da çok olduğunu ve diğer zamanlarda bize yetmez sandıklarımızın aslında israf olduğunu şimdi idrak ediyoruz. Bunu anlamak için bunca şeyi yaşamak zorunda mıydık bilmiyorum lakin bir musibetin anlattığını bin nasihat anlatamıyor diyenler de kitabın ortasından konuşmuşlar vesselam. Yani bu sıkıntılı günlerden de çıkaracağımız pek çok ders var. Ya da en azından olmalı.
…
Aslında işin biraz da şöyle bir tarafı var. Bizim mahallenin insanları; mazbut ailelerin çocukları, kendince ve kendi halinde olanlar ve olabildiğince inanan, öyle yaşayanlar nedendir bilmem lakin daha fazla bir memnuniyetsizlik ve ne bileyim hoşnutsuzluk içinde. Kanaat etmiyor ya da edemiyor. Belki de daha fazlasını istiyor ve olmuyor diye de hayıflanıyor çok fazla. Karşı mahalledekilere bakınca ise daha farklı bir şey görüyorum ben. Evet doğru, bizim mahalledeki kadar geleneklerine bağlı değiller, manevi meselelerde de -bizce- noksanları çok fazla. Lakin tuhaf olanı şu ki bunların yanında yüzleri gülüyor.
Elbette bizler dünyaya yiyip için kam almaya gelmedik lakin bunca huzursuzluk da çok değil mi? Ya da şöyle; eksik olan şey teslim olmak ya da tevekkül mü mesela? Ne gelirse O’ndan diyemediğimizden ve dünyanın rengine kandığımızdan mı?
Bilmiyorum ve bir cevap da bulamıyorum.
Ama yine de Ramazan bize geliyor diyorum; değiştirmek, güzelleştirmek, azın kıymetini bildirmek ve yüzümüzü güldürmek için…