Bugün siyaset yapan herkesin şunu çok iyi bilmesi gerekir. Bazı televizyonsuz dönem siyasetçilerinin manipülasyonlarla seçmeni kandırabildiği günler çok geride kaldı.

Bugün ne söylenirse söylensin kayıtlar hemen, dün ne söylendiğini bulup ortaya çıkarabilmektedir. Aslında “söyledim gitti” denilen sözlerin hiçbir yere gitmediğini, orada öylece kayıt altında olduğunu herkesin bilmesi gerekir.

Rakamlar dâhil her türlü veri, mukayese imkânına sahip kişiler tarafından derhal tahlil edilebiliyor.

Hangi hareketin ne zaman kıymetli olduğuna dair de kafalar çok net. Seçmenin uzun bir dönemden beri çokça karşılaştığı içeriden ve dışarıdan hamlelerdeki manipülasyonlar, zihinleri yeteri kadar şerbetledi. Böyle bir ortamda en doğru yol ve yöntem “dürüst” kalmaktır.

Aslında “muhafazakâr” olmayıp ama sırf seçmene şirin görünmek için öyle olmaya çalışmak ya da diğer haller, tamamı “riya” içerdiği için seçmen bu halleri çok iyi tahlil edebiliyor.

Yani siz bugün başörtüsü ile ilgili ne söylerseniz söyleyin geçmişte söylediğiniz; “Neden kadınların saçını kapatıyoruz, mümin erkeklerin gözünü kapatalım” sözü sizi takip ediyor.    

Bu millet özellikle 17-25 Aralık sürecinden bu yana riyanın, yalanın en çarpıcı örneklerine şahit olmadı mı? Bu yalan ve riyalara karşı zihinler bu denli hazırlıklı iken hâlâ birilerinin buna devam etmesi/edebilmesi kendi kariyerleri açısından ne kadar da yıkıcıdır.

İnce: “Seçilirsem makam arabası kullanmayıp bisiklete bineceğim.” diyor. Peki, olmayacak bir şey ama olur diyelim. Biz “olur” desek bile önce kendisi oldurmuyor. Daha aday iken bu çıkışını kadük bırakıyor; özel uçakla mitinglerine giderek. Üstelik de bu uçağın parasını da binbir vaat savurduğu seçmenine ödetiyor; “Benim hemşerimde para çok bende para yok. Ateşleyin bakayım ateşleyin, hepiniz para yatırın oraya bakalım; 5 lira, 10 lira neyse ama yatırın.”

Bu cümle İnce’nin sadece bisiklet tutarsızlığını deşifre etmiyor yani. Bir de, “Hani seçmende para yoktu?” İktidarı hep milleti işsiz ve fakir bırakmakla suçluyordunuz. Demek oluyor ki bu konuda da samimi değilsiniz.

Yani adaylığın karizmasını bile düşünen İnce, Cumhurbaşkanlığı makamını seçim atmosferinde sırf “kulağa hoş gelir” diye bisiklet seviyesine indirebiliyor. Oysa bunlar Erdoğan şahsında devletin gücüdür. Öyle marjinal komünist nihilizmi yaparak köklü bir milletin anlam dünyasına nüfuz edemezsiniz. Kaldı ki komünist devlet örnekleri dahi sizi yalanlıyor.

Diyeceksiniz ki, “Yok biz demokrasileri örnek alıyoruz” o daha da çok yalanlıyor. Daha iki gün önce Trump 1,6 milyon dolarlık makam arabasıyla K. Kore liderine hava atmıyor muydu; “Bak, ABD ne kadar zengin ve güçlü?” diyerek.

Sayın İnce’nin ve tabi Akşener’in şunu iyi bilmesi lazım; seçmen nezdindeki bakış olarak: Devleti yönetenler ya da temsil edenler, bu temsilin hakkını verdikleri sürece en iyisini hak ederler.

Erdoğan içe kapanmış bir Türkiye’yi yeniden dünyaya açarak dünya lideri oldu. Bunu içeriden bir rakibin teyit etmesine de gerek yok. Bazı şeyler, “güneşin tepede olduğunu parmakla göstermek” kadar abesle iştigaldir.

Bırakınız devlet adamını, kurumsal bir firma dahi temsilcisinin ne giydiğini ve hangi araçları kullanarak kurumu temsil ettiğini mutlak surette önemser.

Yani neresinden tutsanız elinizde kalan bir dil. Bana sorarsanız bu, olduğunuz gibi görünmekten çok daha zor ve gönüllerdeki bedeli ağır siyaset biçimi muhalefetin iflahına vesile değildir. Yol bellidir…

Bayramınızı en kalbi dileklerimle tebrik ederim. Mübarek ve kurtuluşa açılan kapınız/kapımız olsun…