İbn Haldun; “İnsan doğası gereği politiktir” der. Bu “politik” olma hali, bir insanın toplumsal rollerini icra ederken -ve tabi ahlakı da bir tarafa itmeden- kullanacağı çok büyük nimete dönüşebilir.
Fakat bu nimet ahlaktan yoksun ve riya ile beslenmeye başladığında, “ikiyüzlü hatta daha fazla yüzlü” insan olarak, ikinci ve kötü anlamda bir mana üretmeye başlar.
O zaman “toplumsal egemenlik” peşinde koşan bir siyasetçi, bütün erdemlerden yoksun olarak ama “rasyonalize” edilmiş bir zeminde ve sadece rakibini yenmek üzere adeta bir “siyasal imha”ya girişir.
Girişilen bu siyasal imhayı Karl Mannheim şöyle tarif ediyor: “Politik düşünce karşıtının toplumsal konumuna, kamu prestijine ve özgüvenine saldırır. Toplumsal egemenlik savaşının rasyonalite edilmiş bir biçimi olarak.”
Açıkça ifade etmek gerekirse bugün iktidara adeta saldıran “her türlü muhalefetin” onu alt ekmek için giriştiği yol ve yöntemler Mannheim’ın ifadesini boşa çıkarmayacak şekilde devam ediyor. 16 yıl bir iktidar için oldukça uzun ve başarılı olarak sayılabilecek süredir. Fakat aynı oranda muhalefet için de“iktidar hırsı”nı bileyen bir zamana tekabül ediyor.
Uzayan zamanla doğru orantılı olarak muhalefetin de usul ve yöntemlerini değiştirdiğini görebiliyoruz. Bu değişim ne yazık ki giderek mantığını kaybeden, sürecin hâkimiyetini hırsa ve öfkeye kaptıran bir değişimdir.
Hırs ve öfke arttıkça kastettiğim manada devam edegelen zihniyet savaşı; “politik tartışmalar maskeleri düşürür” gerçeğinde olduğu gibi aktörlerini zaafa düşürür ve niyetlerini açık eder. Bu da elbette soğukkanlılığını koruyan ve zaten toplumsal desteği yanında tutan bir iktidarın işini kolaylaştırmış olur.
24 Haziran seçimleri öncesinde geldiğimiz tablo, muhalefet açısından tam da maskelerin düştüğü, öfke ve hırsın esir aldığı görüntüyü sergiliyor.
Muhalefet tarafından hiçbir etkin ya da yetkin plan, program önerilmeden yapılan seçim çalışmasının ana ekseni de tamamen “bir zihniyeti ortadan kaldırma”ya dönük olarak şekilleniyor.
Muhalefet kendi oylarını –hiç olmazsa- korumak adına bunu bir “can simidi” olarak görüyor. Fakat aynı gerekçeyle de kendi kendisini dar bir tabana hapsetmiş oluyor. Ayrıca zihniyet temelli radikal bir dille geniş kitlelere hitap etmek ve onlara güven vermek mümkün olamayacağı için de muhalefetin işi oldukça zor görünüyor.
Muhalefet açısından işi zorlaştıran bir diğer nokta da yapmayı vadettiği icraatlarla ilgili duyduğumuz, “yapılanları durduracağız, yıkacağız” vs. tarzında ki cümlelerdir. İleriye gidişi değil de geriye sürüklenişi ifade eden bu tarz yaklaşımlar, mevcut durumdan ileriye gitmek isteyen, daha önce imkânsız görülen ama şimdi gerçekleşen dev projelere bile artık sıradan bakan bir seçmene bu dille yaklaşmaksa hakikaten anlaşılır bir şey değildir.
İktidardan çok daha fazlasını isteyen bir seçmenin muhalefetin, “var olanın da gerisi”ni vadeden açıklamalarına prim vermesi beklenebilir mi? Bana göre seçmenin -özellikle de 2001 koşullarından buyana- sergilediği tavır, böyle bir akıl tutulmasını asla kabul etmeyecektir.
24 Haziran seçimlerinin en öne çıkan yanı bana göre seçmenin tercih konusunda zorlanmayacağıdır. Bunun en önemli nedeni de yazımın önceki kısımlarında ifade etmeye çalıştığım “maskeli siyaset”in artık imkânsız olmasıyla ilgilidir.
Maske yoksa manipülasyonlar, spekülasyonlar da başarısız olacak demektir.