Türkiye’de siyasetin en büyük sorunlarından biri, iyi bir fikrin hangi siyasi partiden çıktığına bakılarak değerlendirilmesidir. Oysa mesele memleketse, doğruyu kimin söylediğinin değil, ne söylediğinin önemi vardır. İşte Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ortaya koyduğu “Dört Bölge Dört Deniz” projesi, siyasi rekabetin ötesinde, hükümetin ciddiyetle değerlendirmesi gereken bir kalkınma hamlesidir.

Projenin temelinde son derece önemli bir stratejik yaklaşım var: Türkiye’nin sanayi gücünü Marmara’ya hapsetmek yerine Anadolu’nun dört ayrı üretim ve ticaret koridoruna yaymak. Zonguldak merkezli ağır sanayi kuşağı, Trabzon ve Samsun üzerinden Karadeniz’e açılan Doğu Anadolu üretim hattı, Mersin ve İskenderun limanlarına bağlanan Güney ve Güneydoğu Anadolu sanayi bölgesi, İzmir merkezli Ege üretim koridoru… Her bölgenin kendi ekonomik potansiyeline göre uzmanlaşması, demir yollarıyla limanlara bağlanması ve dünya pazarlarına açılması hedefleniyor.

Üstelik bu yaklaşımın Cumhuriyet tarihimizde güçlü bir karşılığı var. 1930’ların planlı sanayileşme hamleleri, Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın kuruluşu, Sümerbank yatırımları ve Anadolu’ya yayılan üretim tesisleri, kalkınmanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir devlet meselesi olduğunu gösterdi. Özdağ’ın önerisi, bu tarihsel birikimi bugünün ulaşım, teknoloji ve ihracat imkânlarıyla yeniden yorumlaması bakımından kıymetli.

Dahası var. İstanbul ve Marmara’da yoğunlaşan sanayi, beklenen büyük deprem nedeniyle yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda millî güvenlik açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Üretimin Anadolu’ya dengeli biçimde yayılması, olası bir afet karşısında ülkenin ekonomik dayanıklılığını artırırken, tersine göçün ve bölgesel kalkınmanın da önünü açabilir.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aralık 2025’te Anadolu’da dört yeni sanayi koridoru oluşturulmasına yönelik açıklamasıyla Zafer Partisi’nin yıllardır savunduğu model arasında dikkat çekici bir yaklaşım benzerliği bulunuyor.

Bana kalırsa hükümet, Ümit Özdağ’ın bu projesinden yararlanmaktan çekinmemeli. Elbette maliyetler, çevresel etkiler, ulaşım altyapısı ve yatırım takvimi ciddi biçimde çalışılmalı. Ancak projenin ortaya koyduğu temel vizyon doğru: İstanbul’un yükünü hafifletmek, Anadolu’yu üretimin merkezi yapmak ve Türkiye’yi dört bir yanından dünyaya açmak.

İktidarın görevi yalnızca kendi ürettiği fikirleri hayata geçirmek değildir. Muhalefetin ortaya koyduğu doğru projeleri de devletin imkânlarıyla buluşturabilmektir.

Ümit Özdağ’ı bu vizyonu nedeniyle kutlamak gerekir.

Çünkü iyi bir projeyi takdir etmek siyasi taraf değiştirmek değil, memleketin tarafında durmaktır.

Ve Türkiye’nin ihtiyacı olan da tam olarak budur.