Fon soruşturmasında artık yeni bir kapının önündeyiz.

Bugüne kadar haklı olarak parayı konuştuk. Kim hangi hisseye girdi, kim kazandı, kim zamanında çıktı, kim olağanüstü büyüklükte kazanç sağladı?

Ama şimdi çok daha önemli bir soru var:

Bütün bunlar olurken denetleyenler neredeydi?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül hakkında “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla soruşturma yürütülebilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan izin istemesi bu nedenle önemli.

Altını özellikle çiziyorum: Ortada kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı yok. Soruşturma izni talebi, suçun sabit olduğu anlamına gelmez.

Ama devletin kendi denetim mekanizmasını da mercek altına alması gerekir.

Çünkü sermaye piyasalarında güveni sağlamanın üç basit yolu vardır:

Parayı takip edeceksiniz.
İmzayı takip edeceksiniz.
Denetleyeni takip edeceksiniz.

Bir yerde yüz milyonlarca liralık olağan dışı para hareketi varsa, “Bu para nereden geldi?” diye soracaksınız.

Bir işlem mevzuata uygun biçimde gerçekleşmiş görünüyorsa bile arkasındaki kararları, bildirimleri ve imzaları inceleyeceksiniz.

Ve bütün bunları görmek, incelemek, gerektiğinde müdahale etmekle görevli kurumlar varsa onlara da “Siz ne yaptınız?” diye soracaksınız.

Çünkü SPK’nın görevi yatırımcıya “şu hisseyi al” demek değildir.

SPK’nın görevi oyunun kurallarını korumaktır.

Daha önemlisi, küçük yatırımcının karşısına büyük para, içeriden bilgi veya piyasa bozucu bir mekanizma çıktığında piyasanın sahipsiz olmadığını göstermektir.

Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’ün görev dönemi 18 Nisan 2022 ile 18 Nisan 2026 arasındaydı.

İlginç olan şu:

Gönül daha 2022’de sermaye piyasalarındaki risklerin yakından takip edilmesi amacıyla bir “risk merkezi” kurulmasından söz ediyordu.

2026 Şubat’ında yatırımcının finansal güvenliğinin korunmasını anlatıyordu.

Nisan ayında ise tasarrufların doğru yönetilmesi ve finansal risklerin doğru anlaşılmasının önemine dikkat çekiyordu.

O halde bugün sorulması gereken soru gayet meşrudur:

Riskleri takip etmek için sistem kurulduysa, sistem ne gördü?

Gördüyse ne yaptı?

Görmediyse neden görmedi?

Türkiye bu sorunun ne kadar önemli olduğunu geçmişte çok acı biçimde öğrendi.

1982’de Banker Kastelli sistemi çöktüğünde de mesele yalnızca bir bankerin hikâyesi değildi. 1990’larda bankacılık sisteminde yaşanan çöküşlerde de yalnızca birkaç patronun ne yaptığı tartışılmadı. 2000-2001 krizinden sonra Türkiye bankacılık denetimini baştan aşağı yeniden kurmak zorunda kaldı.

Çünkü her büyük finansal skandalın arkasında iki ayrı dosya vardır.

Birincisi suçu işlediği iddia edilenlerin dosyasıdır.

İkincisi ise “Bu olurken devletin denetim mekanizması neredeydi?” dosyasıdır.

İşte bugün fon soruşturmasında açılması gereken ikinci dosya budur.

Savcılar kazananlara baksın.

Paranın kaynağına baksın.

Hisse hareketlerine baksın.

Fonların işlemlerine baksın.

Ama orada durmasın.

O işlemleri görmesi gereken ekranlara da baksın.

Çünkü piyasada yüz milyonlarca liralık olağan dışı hareketler yaşanıyorsa yalnızca işlemi yapanın sorumluluğu tartışılmaz.

Gözetim sisteminin çalışıp çalışmadığı da tartışılır.

Burada kimsenin kartviziti bizi ilgilendirmiyor.

Eski bakanmış…

Bürokratmış…

Fon yöneticisiymiş…

Patronmuş…

İktidara yakınmış…

Muhalefete yakınmış…

Hiçbiri önemli değil.

Çünkü sermaye piyasasının ideolojisi olmaz.

Sermaye piyasasının tek sermayesi vardır:

GÜVEN.

Ve güven, “Merak etmeyin, denetliyoruz” demekle kurulmaz.

Güven, gerektiğinde denetleyenin de denetlendiğini göstermekle kurulur.

Bu yüzden eski SPK Başkanı hakkında soruşturma izni istenmesini önemsiyorum.

Sonucunda suç unsuru bulunmazsa bunu da açıkça yazarız.

Ama araştırılmasın diyemeyiz.

Tam tersine araştırılmalı.

Hem de sonuna kadar.

Çünkü bu dosya birkaç fon yöneticisinin, birkaç zengin yatırımcının ya da birkaç borsa oyuncusunun dosyası değildir.

Bu dosya milyonlarca insanın sermaye piyasalarına duyduğu güvenin dosyasıdır.

O nedenle savcılığın önünde bana göre üç pusula olmalı:

Para nereye gittiyse oraya gidin.

İmza kiminse ona sorun.

Denetim kimin göreviyse ondan hesabını isteyin.

Kim çıkarsa çıksın.

Çünkü hukukta dokunulmaz olması gereken kişiler değil, adaletin kendisidir.

Fon dosyasının birinci perdesinde parayı takip ettik.

İkinci perdede artık şu sorunun cevabını aramalıyız:

Bu para hareketleri olurken devletin gözü neredeydi?

Bu sorunun cevabı bulunmadan dosyanın kapağı kapatılmamalı.