Siyaset ya da sosyoloji genel olarak aktif ve gözle görülebilen direnişlere odaklandı hep.
Oysa sistemlerinin için boşaltan, altını oyan en büyük direnişler, karşısındaki güce karşı kendisini çaresiz hisseden, adalet duygusu yitirmiş, gelir paylaşımında ipin ucunun kaçtığına inanan toplumların pasif direnişçileriydi.
Onlar fişlerini çekip üretimden sessizce istifa ettiklerinde, kendileriyle birlikte sitemleri de yıktılar.
Bu yazımızda pasif direnişin yendiği, içini boşalttığı SSCB örneğini ele alacağım.
Daha sonraki yazılarımda Çin, Afrika, Hindistan ve Amerika örnekleriyle de konuyu açmaya çalışacağım.
Demir Perde arkasındaki totaliter devlet, bireyin hayatını bütünüyle kontrol etmeye çalışırken, Sovyet insanı açık bir isyanın Gulag (çalışma kampları) veya KGB ile sonuçlanacağını çok iyi biliyordu.
Bu nedenle SSCB halkları, Jamen C. Scott’ın bahsettiği o ölümcül modern "zayıf silahlarını" ya da pasif direnişi devasa bir boyutta devreye soktu.
SSCB’deki bu pasif direniş ve "-mış gibi siyaset" mekanizmaları şu temel pratiklerle çalıştı;
"Onlar Bizim Çalıştığımızı Sanıyor, Biz de Onların Bize Maaş Ödediğini"
Sovyet gündelik direnişinin en ikonik mottosu haline gelen bu cümle, sistemin en çok ihtiyaç duyduğu ekonomik üretkenliği baltalamanın özetiydi aslında.
Açık Metin: Yani gösterilen şuydu. Fabrikada parti sloganları eşliğinde Stahanovcu (aşırı üretken) işçi rollerini oynamak, planlama hedefleri tutmuş gibi sahte raporlar düzenlemek.
Gizli Metin/Eylem: Yapılan ise bilerek yavaş çalışma, işi savsaklama, devlet mülkünü (hammadde, araç-gereç) "ortak mal" mantığıyla evine götürme (hırsızlık/özel tüketime aktarma) ve kronik devamsızlık. Sonuçta devlet fabrikalarında verimlilik o kadar düştü ki, sistem içeriden ekonomik olarak felç oldu.
Samizdat ve Tamizdat: Sansüre Karşı Dijital Çağ Öncesi "Kodlanmış Kültür"
Resmî ideolojinin ve sansürün duvarlarını aşmak için Sovyet aydınları ve halkı, muazzam bir "gizli metin" ağı ördü.
Samizdat (Kendi Kendine Yayın): Yasaklı edebi eserlerin, siyasi eleştirilerin daktiloyla, karbon kağıtlarıyla gizlice çoğaltılıp elden ele dağıtılmasıydı.
Tamizdat (Yurtdışında Yayın): Ülke içinde basılamayan metinlerin kaçak yollarla Batı’ya sızdırılıp orada basılması ve tekrar SSCB’ye sokulmasıydı. Bu da totaliter rejimin bilgi tekelini yıkan altyapısal bir kültür siyasetiydi.
"Anekdot" Kültürü ve Siyasi Fıkralar
SSCB'de kara mizah ve siyasi fıkralar (anekdotlar), rejime karşı en yaygın infra-politik silahtı. Sibirya'ya sürülme riskine rağmen milyonlarca insan, mutfaklarında (Sovyet rejiminin tek güvenli sahne arkası alanı olan ev mutfakları) liderlerle, kuyruklarla ve sistemin absürtlüğüyle dalga geçen fıkralar üretti. Mizah, ideolojik hegemonyanın kitleler nezdinde hiçbir inandırıcılığının kalmadığının en büyük kanıtıydı.
Stilyagi (Tarz Çocukları) ve Batı Kültürü Tüketimi
1950'lerden itibaren Sovyet gençliği arasında yayılan “Stilyagi” akımı; caz müziği dinleyen, Batı tarzı renkli kıyafetler giyen ve rejimin gri, disiplinli "Komsomol" (Komünist Gençlik Birliği) idealini reddeden bir alt kültürdü. Açık siyasi talepleri yoktu; sadece "uyum sağlamayı" (non-compliance) reddediyorlardı. Röntgen filmleri üzerine gizlice basılan Amerikan plakları "kemikler üzerindeki müzik" üzerinden yürütülen bu boykot, ideolojik kopuşun estetik bir dışavurumu oldu.
Yevgeni Yevtuşenko ve "Yalanla Yaşamamalı" Kültürü
SSCB'de sistem, herkesin her şeyi bildiği ama kimsenin yüksek sesle konuşmadığı devasa bir tiyatroydu. Aleksandr Soljenitsin'in "Yalanla Yaşamamak" çağrısı ve halkın sisteme "inanıyormuş gibi yapması", Scott'ın bahsettiği o "ideolojik hegemonya yanılsaması"na tam olarak uyuyor. Halk, Pravda Gazetesinde yazan ekonomik başarı masallarına inanmıyordu; sadece hayatta kalmak ve pillerini korumak için kafasını sallıyordu.
Sonuç olarak:
Batı dünyasında bugün "Sessiz İstifa" ya da Çin'de "Tangping" olarak adlandırılan eylemsizlik protestoları, SSCB’de tankların ve KGB’nin bükemediği halk iradesinin "toplu bir kaytarma ve zihinsel olarak sistemden istifa etme" haliyle vücut bulmuştu.
Sovyetler Birliği resmi olarak belki 1991'de yıkıldı ancak toplumsal tabanda, milyonlarca insanın yıllarca süren sessiz ve gündelik baltalamalarıyla (infra-politika) zaten çoktan çökmüştü.
Zira sessiz direnişler, en modern kameralı gözetimleri ya da en güçlü totaliter yapıları bile aşmayı başarmıştı.
Nasıl mı?
Çünkü tutuklanacak bir lideri, ele geçirilecek bir merkezi yoktu. Tıpkı kameraların kaydedeceği görünür ve organize bir aksiyonu olmadığı gibi…