Her çağ ve durum kendi sorunlarıyla, krizleriyle ya da fırsatlarıyla geliyor. Bugünlerde de ne yazık ki paranın ve konforun çürüttüğü yeni şahsiyetlerle yüzleşiyoruz.

Konduramadığımız yepyeni yüzlerle imtihandayız; “fon vurgunu” manşetleriyle.

Daha önce de uyuşturucu ve fuhuş soruşturmalarıyla bizi şaşırtan ve üzerine hiç konduramadıkarımız oldu.
Jean-Jacques Rousseau; “Maddi zenginlik arttıkça, ruhsal çürüme kaçınılmazdır." derken acaba bu bunları mı kastediyordu.

Sayısız şair, yazar, filozof konfor ve aşırı zenginlik ile çürüme arasındaki ilişkiyi abartmış olabilir mi?
Yoksa gerçek bir hakikat üzerinde kaçınılmaz bir ittifak mı ortaya çıkmıştır?

İsterseniz konfor ve çürüme ilişkisini sözün ustalarından, düşüncenin mimarlarından okuyalım; ilk çağlardan günümüze, doğudan batıya, Müslüman'dan gayr-i müslime…

Oliver Goldsmith ; “Servetin biriktiği, insanların ise çürüdüğü yerde." derken anlamlı bir kesişim kavşağını işaret ediyordu; bir uyarı levhasından.

Nurettin Topçu; "Cüzdanı kabarık, fakat vicdanı bomboş insan, cemiyetin en tehlikeli uzvudur." sözüyle aynı hakikate kendi lisanınca iştirak ediyordu.

Mahatma Gandhi; “İnsanlığı yok edecek olan şeyler şunlardır: Çalışmadan elde edilen servet, vicdanı olmayan haz, karakteri olmayan bilgi ve ahlakı olmayan ticaret."

Sokrates; "Sizler, yalnızca servet, şöhret ve makam biriktirmeye odaklanıp; ruhun güzelliğini, hakikati ve ahlakı hiç önemsememekten utanmıyor musunuz?" sorusunu MÖ dört yüzlü yıllardaki muhataplarına yöneltiyordu.

Öğrencisi Platon da onun yolundan giderek aynı temel hakikate şu sözüyle işaret etmişti; "İnsanlık refah içinde geliştikçe kendi varoluşsal çürümesini daha parlak kumaşlarla örtmeyi öğrendi. Modern insan, konfor içinde çürüyen bir varlıktır."

“Çürümenin Kitabı”nın yazarı Rumen Filozof Emil Michel Cioran da; "Bir insan ne kadar çok servet biriktirmeye odaklanırsa, erdemli olmayı o kadar çok ihmal eder. Çünkü altın ve erdem, bir terazinin iki kefesi gibidir; biri yükselirken diğeri mutlaka alçalır." diyecektir.

"Sahip olduğu şeylerden ibaret olan bir insan, onları kaybettiğinde hiçliğe düşer. Servet biriktirme hırsı, 'insan olma' yeteneğini çürütür." sözü de ünlü düşünür Erich Fromm’a ait.

Friedrich Nietzsche; "Günümüzde artık zenginlik bir güç göstergesi değil, ruhsal bir fakirliğin gizlenme çabasıdır. İnsanlar banka hesaplarını büyütürken, kendi iç dünyalarını kurutuyorlar."

Evet, sayıları da çürümeye dair fikirleri de asla bu yazıya sığamayacak nice düşünürü, insanın çürümesine yol açan sebepler konusunda bu kadar birleştiren gerçekleri tekrar tekrar hatırlamakta fayda var.
Elbette her zengin çürüyecek ya da her zenginlik çürütecek değildir.

Dünya ile rekabet konusunda Müslüman'ı kaçınılmaz olarak geri bırakan, “Bir hurma bir hırka” anlayışını da asla tasvip etmem.

İnsan aklı hele de bir Müslüman aklı mutlaka çürümeden ayakta kalacak optimum bir nokta yakalamak zorundadır.
Para, makam ve şöhret karşısında insanlığını azaltanlar ya da ruhunu çürütenler elbette bir ibrettir ama asla emsal değildir.

Zira ancak ahlaklı bir zenginlikle dünya mazlumlarını, Gazzeli çocukları kurtarabileceğimizi de unutmayalım…