Birbirinden pek değil hiç hoşlanmayan John Slater ile Christopher Chubb... Onlar birbirini sevmezken ve mücadelelerini kimseyi karıştırmadan sürdürürken biz “The Modern Review” isimli derginin editörünün mesleki reflekslerinin peşinden sürüklenip gittik. Meraksa merak... Yaşattı, zaman zaman ise bıktırdı.

Whatsapp Image 2026 10 17 At 13.15.49 (1)

Avustralyalı yazar “Peter Carey”in “Bir Sahtekâr Olarak Hayatım” kitabı konu içinde konu açmış ve yazarı bundan dolayı okuyucuya rahatsızlık verdiğini düşünmemiş olsa da atıfta bulunduğu eser ve olayın hatırına okunmalı. Carey sağolsun hikâyeleri iç içe geçirip okuyucuyu gerçekle sanrı arasında getirip götürmüş. Kitaptaki belirsiz noktaları izaha kalksanız başınıza epey bir iş almış olursunuz.

Peki biz neden Malezya’ya gittik?

Whatsapp Image 2026 10 17 At 13.15.50

Yukarıda bahsettiğim dergi editörü “Sarah Elizabeth Jane...” Londra’dan Malezya’ya bizi götüren o. Onu götüren ise John Slater... O halde tüm bunların John Slater’ın başının altından çıktığını söyleyebilirim. Peter Carey, Slater’a öfke dolu olan Sarah’ı aynı uçağa bindiriyor. Sarah’ın yıllardır yanlış anladığı konu yıllar sonra Slater tarafından açıklanınca nedense ben de derin bir oh çektim. Spoiler gibi olmasın da meğer Sarah’ın annesi Slater yüzünden intihar etmemiş.

Başrolü kime vereceğimi şaşırdığım kurguda Chubb, Bob McCorkle isimli bir şair uyduruyor ve onun şiirlerini Personae dergisine gönderiyor. McCorkle’ın ablası Beatrice olarak mektup yazıyor, ona doğumlu-ölümlü bir biyografi hazırlıyor ve esasında dergi editörü David Weiss’ı aptal yerine koyuyor. Editör ise bu her şeyiyle uyduruk paketi araştırmadan kabul ediyor. Çünkü dergi editörlerinin hayali bilinmeyen bir yeteneği ortaya çıkartmaktır. Bu, meslekte zirve demektir.

Peki Chubb’a ne oluyor? Neden böyle uyduruk bir isim ve karakter ve hatta bir abla uydurma gereği duyuyor? Bunu yoruma gerek bırakmayacak şekilde Chubb’ın ağzından dinleyelim: “Weiss’ı kıskanıyordum. Hepimiz sesimizi bulmaya çalışan ve şiirlerimiz saman kâğıdına basılan küçük dergilerde çıksın diye çabalayan şairlerdik. Yirmi dört yaşındaydım, Yeni Gine’deki orduda erdim. Weiss’ın Savunma Bakanlığı’nda cepheden kaytarmalık bir işi vardı. Melbourne’de oturmuş keyif çatıyordu. Ben kahrolası Japonlarca vuruldum, sedye üstünde yüz kilometre taşındım, sonra bir pusuda yere atılıp gaddarca terk edildim. Rabaul’da bir hastaneye götürüldüm, Townsville’e nakledildim. İşte orada Personae denilen şiir dergisini verdiler bana. Saman kâğıdına değildi bu. Şahane, en iyi kâğıt, renkli bir kapak resmi. İçinde şiir ve sanatta son yenilikler. Editörü kimdi dersiniz? David Weiss! İlk duygum, kıskançlık. Neden olmasın? Benden üç yaş küçüktü, onun için savaş yoktu.”

Öldü mü öldürüldü mü siz karar verin

Sonu Weiss’ın ölümüyle sonuçlanır. Dergide Bob McCorkle imzasıyla yer alan şiirler için müstehcenlik soruşturması başlatılır, bu bir davaya dönüşür. Genç editör, intihar eder ya da ete kemiğe bürünen Bob McCorkle tarafından öldürülür. Burası biraz okuyucuya bırakılmış gibi. Mahkemede ortalığı karıştıran dev adam kitabın ilerleyen sayfalarında fazlasıyla karşımıza çıkacak, Weiss ile olduğu kadar Chubb’la da şahsi meseleleri yüzünden mücadeleye girişecektir.

Chubb, başta gizemli bir adam gibi gösteriliyor ancak yazar sağolsun ona dair hiçbir gizem bırakmıyor. Kızının dev adam McCorkle tarafından kaçırılışı, onu bulma arayışı, ölümle burun buruna gelişi ve bizleri tanıştırdığı Mulaha... Mulaha tam bir zehir uzmanı... Bu arada biz Mulaha’nın hayat hikayesini neden dinledik bilmiyorum. Çünkü Peter Carey, adı geçen herkesin öyküsünü ilgili ilgisiz her yerde anlatma gereği duyuyor.

Sarah ve Slater nerede diyeceksiniz... McCorkle ve Mulaha’nın geçtiği yerler Chubb tarafından Sarah’a anlatılıyor, o da parmakları koparcasına not alıyor. Sarah’ı bulduk. Peki Slater? O aniden bir yerlerden çıkıveriyor merak etmeyin. Sarah, hedefini şöyle açıklıyor: “The Modern Review’un, Chubb’ın hikayesini McCorkle’ın şiiriyle yan yana sergileyecek okkalı baskısını hayal etmeye başladım. O hazineyi öğleden sonra beşe kadar ele geçireceğimden emindim.” O hazine dediği el yazmalar... Yani biz kurgudan bağımsız ya da doğrudan ilgisi olmayan birçok olaya Sarah’ın meslek saplantıları nedeniyle katlandık. Bunun içinde cin çıkarma sahnesi bile var.

Malley aldatmacası ve Frankenstein

Gelelim atıflara... Yazar, 1943-44 yıllarında Avustralya’da gerçekleşen bir skandalı hatırlatıyor esasında. İki gelenekselci şair, modernist şiiri anlamsız buluyordu ve bunun sanat olarak kabul edilmemesi gerektiğini savunuyordu. Bunun için kurgudaki Chubb’ın Bob McCorkle’ı “yaratması” gibi onlar da 25 yaşında Graves hastalığından ölmüş bir şair “yarattı.” Sağdan soldan toplanan kelimelerle 17 adet modern şiir yazdılar ve onu da kurgudaki Beatrice McCorkle gibi Ethel Malley adıyla Angry Penguins dergisine gönderdiler. Gerçek kurban derginin 22 yaşındaki editörü Max Harris idi. Bu gerçek olayın adı “Malley aldatmacası” idi.

Bir diğer atıf ise Frankenstein’e... Cansız et parçalarından “yaratılan” Frankenstein ile toplama sözcüklerle “yaratılan” Bob McCorkle özdeşleştirilmiş. McCorkle da Frankenstein gibi 2 metre uzunluğundaydı. Aynı zamanda kontrolsüz, güçlü ve canavarca hisleri olan biri idi.

Whatsapp Image 2026 10 17 At 13.15.49

“Bir Sahtekâr Olarak Hayatım”, macera ve heyecan beklentisi olanları mutlu edecek bir kitap. Peter Carey’in “Malley aldatmacası” ve Frankenstein’ı birbiri içine sokarak vücuda getirdiği eser, esinlenmenin ete kemiğe bürünmüş hâli. Bu kadar esinlenme fazla olmuş diyenleri haksız bulmam.