Başarısız okul hayatı ile daha fazla kırılgan hâle gelen bir adam... Almanca biliyor ve bu yüzden üniversiteyi bitiremiyor. Sahi mi? Küçük bir gülümseme belirmedi değil. Çeviri yapmaktan derslerine vakit ayıramamış... Adı “Colonna...”
Karışık bir konu… İhtimaller üzerinden sonuç almaya çalışanlar, gerçeklerden habersiz olanlar, bir ölüm ve medyanın iç yüzü… “Umberto Eco”nun son romanı olma özelliği de taşıyan “Sıfır Sayı”, geçmişte yaşanmış pek çok olaya el atıyor. Özellikle gladyo vurgusu çok tanıdık gelecek.

6 Haziran 1992 Cumartesi saat 8’in anlatıldığı ilk bölüme daha sonra yeniden geleceğiz. Başta kurguyla ilişkilendiremediğimiz bu bölümdeki gizem çözülüyor diyebiliriz. Diğer bölümler aynı yılın nisan ve mayıs aylarını anlatıyor. Anlatıcı Colonna... Bu nedenle onsuz hiçbir sahne yok.
“Bassaydık böyle olurdu”
Ortada hiç çıkmayacak bir gazete var ve sanki çıkacakmış gibi personel çalıştırıyor. Adı “Yarın...” Eski haberlere hiç bakılmadığı ve görülmediği taraflarından bakmayı ilke edinmiş ve adından da anlaşılacağı üzere yarından haber veren bir gazete... Fiziksel olarak atmadığı manşeti, hazırlamadığı dosyayı baskı aracı olarak kullanan bir patronun emrinde birkaç kişi... Gazetenin kurulma fikri olayların ve kurgunun başlangıcı aynı zamanda: “Bassaydık böyle olurdu” diyen patron, muhataplarını bu yolla köşeye sıkıştırma niyetinde. Ve bu hayali gazeteden 12 sıfır sayı çıkarılacak... Bir de sigorta var: Simei’nin kitabı... İşler yolunda gitmezse...
Bu arada haberler gazete patronu “Vimercate”ye zarar vermemeli ve onun başını belaya sokmamalı. Bunun için bazı konular pas geçilip bazı isimlere dokunulmayacak. Bu hep vardır. İç içe geçmiş ilişkiler, devletle ve çeşitli gruplarla kurulan organik ya da inorganik bağlar bazen hareket ettirmez. Neyse Vimercate, verilen haberleri değerlendirecek ve sonra baskı yapmak istediği kişilere bunları sunacak. Haberlerin yayılmasından vazgeçme karşılığında ise Eco’nun kullandığı ifadeyle salona adım atacak. Salon demek güç demek, karar verici demek, salon demek dokunulmaz olmak demek. Bunlar ise ekibi bir araya getiren Simei ve bu ekibin başındaki Colonna eliyle gerçekleşecek.
Ve sahneye Braggadocio çıkar

Sıfır Sayı’nın en ilginç karakteri “Braggadocio...” O, her olaya şüpheyle yaklaşan bir komplo teorisyeni. Amerikalıların Ay’a gidip gitmediğini sorgulayan, Körfez Savaşı’nın yapılmamış olma ihtimalini daha güçlü gören ve ABD propagandistlerinin tüm dünyaya servis ettiği o ünlü zifte bulanmış karabatak görüntüsüne inanmayan biri. Kim ne derse desin bana göre esas karakter...
Kitap, onunla bambaşka bir hüviyete bürünüyor. Colonna’ya Mussolini’nin ölmediğini, öldürülen kişinin dublörü olduğunu, dolayısıyla meydanda ayağından asılanın da Mussolini olmadığını anlatan Braggadocio, bu iddiayı destekleyecek delilleri de sıralıyor. Hem de Duce’yi gün gün anlatarak. Öte yandan Arjantin ayrıntısı dikkat çekici. —ben inandım- Ancak Mussolini’nin ölmediğine, bir darbeyle yeniden devletin başına geçeceğine, Papa’ya suikast girişimine ve olmazsa olmaz gladyo bağlantısına ilişkin hazırladığı dosya sonu oluyor. Onun sonu da planların suya düşmesi demek oluyor.
Her şeyi bıraktım yazı işlerini dinledim
Simei, bir haberi verirken iki farklı görüşün yazılmasını fakat asıl ikinci yazılanın okur üzerinde etkili olduğunu ve okuru yönlendirdiğini ortaya koyuyor. Bu son derece teknik ve daha çok psikolojiyi ilgilendiren konu gazeteciliğin temel tekniği haline gelmiş vaziyette. Son yıllarda herkesin diline dolanan algı operasyonu ifadesi böylece daha iyi açıklanmış oluyor. Simei, bizlere gazete nasıl çıkarılır onu anlatıyor esasında. Öyle ki bu yolla gazete haberlerinin alt metinlerini okurken bir kez daha düşünmek ve asıl verilmek istenen mesajı kavramak mümkün olabiliyor.
Ancak bu noktada tüm samimiyetimle sizlere kitabın bir yerinden sonra konu, olacaklar, plan vs. hiçbir şeyin önemli olmadığını anladığımı söylemek istiyorum. Yazı işlerindeki tartışmalara kulak kabartıp gazetecilikle ilgili taktikler aldım ve inanın sayfalar hiç bitmesin istedim. Umberto Eco, Simei aracılığıyla okuyucu ne ister, nasıl yakalanır ve nasıl farklı olunur ders niteliğinde satırlar kaleme almış. Bunun gazeteci olmayanların da ilgisini çekeceğinden eminim.
Eco pes etmiş
Kurguya dair yazacağım son şey şu olsun: İşler yolunda gitmiyor... Eco’nun parçadan bütüne varamadığını düşünüyorum. Kitap, genel olarak harikalar yaratsa da ansızın son buluyor. Gazetenin ve Simei’nin kitabının yerinde yeller esecek.
2015 yılında basılan kitap eski ve atılmış metinlerden oluşuyor. Bunlar Eco’nun diğer kitaplarına koyamadığı, kurgusuna uyduramadığı metinler. Burada özellikle 1988 yılında yayımladığı “Faucault Sarkacı” önemli. Kitaptan elenen metinler Sıfır Sayı’nın gövdesine entegre edilmiş. —teknik konulardan nefret ediyorum-
Bir Umberto Eco kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünüyorsanız bu kitaptan başlayabilirsiniz. Diğer kitaplarında yer alan girift ilişkiler ve konu içinde konular Sıfır Sayı’da pek yok. Çevirmen izin verdiği ölçüde de Umberto Eco üslubunu görmek mümkün.