Berna Laçin çıkmış, bir belediye başkanının AK Parti’ye geçmesini, İzmir’in Yunan işgaliyle ilişkilendiriyor.

“İzmir daha önce de işgal edildi” diyor.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu ülkede siyasi nefret, tarih bilincinin önüne daha ne kadar geçebilir?

Hanımefendi!

15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkanlar sandıktan çıkmış siyasetçiler değildi. Ellerinde silahlarla Anadolu’yu işgale gelen Yunan askerleriydi.

O gün bu topraklarda yaşananlar bir parti değişikliği, bir siyasi tercih, bir belediye yönetimi tartışması değildi.

O gün mesele vatandı!

O gün mesele bağımsızlıktı!

O gün mesele Türk milletinin kendi topraklarında hür yaşayıp yaşamayacağıydı!

Hasan Tahsin’in ilk kurşunuyla sembolleşen direnişin, Anadolu’nun dört bir yanında verilen Millî Mücadele’nin, Sakarya’nın, Büyük Taarruz’un ve nihayet 9 Eylül 1922’de İzmir’e giren Türk ordusunun hatırasını, bugünün parti kavgalarına malzeme yapmak nasıl bir siyasi körlüktür?

Daha vahimi şu:

Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal bir siyasi partisini, bu ülkenin vatandaşlarının oylarıyla iktidara gelmiş bir siyasi hareketi, Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusuyla aynı cümlede buluşturuyorsunuz.

Ne demek istiyorsunuz?

AK Parti’ye oy veren milyonlarca vatandaş bu ülkenin işgalcileri mi?

Bir belediye başkanı CHP’den ayrılıp AK Parti’ye geçtiğinde İzmir’in egemenliği mi el değiştiriyor?

Türkiye’nin bir şehri yabancı bir devletin kontrolüne mi giriyor?

Siyasi eleştiri yapmak başka, tarihsel kavramları birbirine karıştırmak başka.

Elbette bir belediye başkanının parti değiştirmesini eleştirebilirsiniz. Seçmenin iradesini tartışabilirsiniz. Hatta bunun siyasi ahlakla bağdaşmadığını da savunabilirsiniz.

Ama bunun adı işgal değildir!

Çünkü işgalin ne olduğunu bu millet çok iyi bilir.

İzmir’in sokaklarında yaşananları, işgal yıllarının acılarını, bağımsızlık uğruna verilen mücadeleyi bu milletin hafızasından silemezsiniz.

Asıl mesele de burada başlıyor.

Türkiye’de kendisini Atatürkçü, Cumhuriyetçi, çağdaş olarak tanımlayan bazı çevreler, söz konusu siyasi rakipleri olduğunda, savunduklarını söyledikleri tarihsel değerleri bile hoyratça kullanabiliyor.

Atatürk’ün kurtardığı İzmir’i, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in demokratik siyasi rekabetine karşı bir benzetme malzemesine dönüştürmek, kendi içinde ne büyük çelişki!

Üstelik bu ülkenin vatandaşlarını birbirine yabancılaştıran dilin kimseye faydası yok.

Bu milletin AK Partilisi de CHP’lisi de aynı bayrağın altında yaşıyor. Aynı ülkenin vatandaşı. Aynı bağımsızlık mücadelesinin mirasçısı.

Kimsenin siyasi tercihi onu bu vatanın sahibi yapmadığı gibi, kimsenin siyasi tercihi de onu bu vatanın işgalcisi yapmaz.

Berna Laçin’in sözleri elbette eleştirilmeli. Hem de çok sert eleştirilmeli. Ancak bu sözleri eleştirmenin yolu, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmak değil, tarihin gerçeklerini yüzüne hatırlatmaktır.

Çünkü mesele yalnızca bir oyuncunun attığı mesaj değil.

Mesele, siyasi öfkenin millî hafızayı esir almasına izin verilip verilmeyeceği.

İzmir, 9 Eylül 1922’de işgalden kurtuldu.

Bugün İzmir’in ihtiyacı yeni bir kurtuluş savaşı değil; siyasi görüşü ne olursa olsun bütün vatandaşlarını aynı vatanın eşit sahipleri olarak görebilen bir siyaset anlayışıdır.

Bak arkadaş..

Siz siz olun.. Atatürk’ün ordusunun denize döktüğü işgalcilerle, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in vatandaşlarını aynı kefeye koymayın!

Çünkü o kefeye önce tarih sığmaz. Sonra vicdan sığmaz. En sonunda da sizin demokrasi iddianız sığmaz!