Sevmek, kalpleri eriten çok büyük bir iddiadır. Sevmek, cendereden geçtiğimiz şu yalan dünyaya, sevdiğinin gözüyle doyasıya bakmaktır. Sevmek, hayatta en zahmetsiz ama bir o kadar da mutluluğu tarifsiz olan şeydir. Sevmek, çölde pusulasız kalanlar için güneşli bir ihtimaldir. Velhasıl sevmek, dünyanın en güzel şeyidir. Şems-i Tebriz’inin söylediği gibi; “Sevmek eğer bu kadar güzelse, kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir…’’

İnsanlar fıtratları gereği hep severler. Karşılığında da her daim sevilmek isterler. Çünkü insanlar asla sevgisiz yaşayamazlar. Sevgiye susar, ekmeğe acıkır gibi acıkırlar… Bununla da yetinmezler, kendilerine altın tepside sunulan o muhteşem sevgiyi bir şekilde bilmek, hissetmek ve duymak isterler. Biz dünyalılar için henüz daha doğmadan mukadder olan bu sevgi yolculuğuna, annem-babam acaba beni çok sevecek mi diye başlar, sevdiğim beni seviyor mu? Eşim beni seviyor mu? Öğretmenim beni seviyor mu? Patronum beni seviyor mu? Amirim beni seviyor mu vs. ile yolculuğumuza devam eder ve biz bu dünyadan göçene kadar da bu tutumu sürdürürüz…

Eyvallah hepsi güzel hoş da beşerin sevgisini bu kadar önemseyip sorgular iken, acaba şu yakıcı suali hiç kendimize sorduk mu? “Beni bir kan pıhtısından yaradan Allah (cc) acaba beni seviyor mu?’’ Bu laf ola beri gele diye sorulmayacak kadar önemli sualin, şakası olmayan bu ciddi sözün karşısında deyin hele ürpermemek mümkün mü?

Bu muhteşem kâinatı, bildiğimiz ya da bilmediğimiz bütün âlemleri, dağları taşları, havayı suyu, yeri göğü, canlı cansız her şeyi yaratan, her yarattığı canlıyı, her gün kendi nimetleri ile ayrı ayrı sofralarda rızıklandıran, ol deyince olduran, sonsuz kudret sahibi Cenab-ı Allah, acaba bizleri gerçekten seviyor mu? Bizleri yaratılmışların en şereflisi olarak yaratan yüce Rabbimiz acaba bizleri kulu olarak muhatap alıp ve seviyor mu? Sanırım bu sual, dün olduğu gibi bugün de yeryüzünde nefes alıp veren bütün insanlığın cevabını en çok merak ettiği suallerden birisi olsa gerek…

Evet kıymetli dostlar; bu yakıcı soruyu kendimize, yani o çok iyi tanıdığımız nefsimize, acaba en son ne zaman sorduk? Bu sorunun cevabını öğrenmek için kıyametin kopmasını mı bekleyeceğiz? O büyük günde, Rabbimizin bizi sevmediğini öğrendiğimizde (Allah korusun) yani iş işten geçtiğinde, kimsenin kimseye yardım edemediği, kimsenin birbirini tanımadığı o büyük günde, yani hesap gününde deyin hele ne yapacağız? Allah’ı sevdiğimize gerçekten emin miyiz? Bu konuda ki iddiamızda ne kadar samimiyiz? Şu üç günlük dünyayı sevdiğimiz kadar onu da gerçekten çok seviyor muyuz?

Biz Allah’ı ne kadar seviyoruz ki o bizi ne kadar sevsin? Ya da ona ne kadar değer veriyor, onu ne kadar anıyoruz? Ona olan sevgimizi belli eden şey ne?Bin dört yüz yıla yakındır hiçbir insanoğlu ile konuşmayan Cenab-ı Allah’ın bizi sevip sevmediğini bugün itibarı ile acaba anlayabilir miyiz? El cevap, tabiî ki de anlayabiliriz kıymetli dostlar. Allah-u Teâlâ bu durumu yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bizlere çok güzel bir şekilde şöyle ifade ediyor. “Resulüm beni sevdiğini iddia edenlere deki; eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.’’ ( Al-i İmran 31)

Yani Cenab-ı Allah bizlere olan sevgisini, Peygamber Efendimize uymamıza ve ona olan bağlılığımıza, sadakatimize bağlıyor. Allah-u Teâlâ’nın Peygamber Efendimize olan sevgisini çok iyi biliyoruz. Onun yüzü suyu hürmetine insanlığa neler bahşettiğini de çok iyi biliyoruz. Yani Rabbimiz bizlere eğer sevgimi kazanmak istiyorsanız; onun izinden gidin ve onun gibi olun diyor.

Cenab-ı Allah onun gibi iman etmemizi, onun gibi bir ahlaka sahip olmamızı onun gibi bir hayat sürmemizi ve tüm yaşantımızda onu örnek almamızı istiyor. Onun gibi bir baba, onun gibi bir evlat, onun gibi bir dost, onun gibi bir arkadaş, onun gibi yönetici, onun gibi bir amca, onun gibi eş, onun gibi tüccar, onun gibi bir öğretmen, onun gibi bir hâkim olmamızı istiyor. Onun gibi merhametli, onun gibi adaletli onun gibi bir Müslüman, onun gibi bir insan olmamızı istiyor…

Onun gibi olmak ne mümkün!.. Ama elimizden geldiğince ona benzemeye çalışalım…

Bu konuda da yine Fahr-i Kâinat Efendimiz de “Allah nezdinde yerinizin ne olduğunu merak ediyorsanız, Allah’ın nezdinizdeki yerine bakınız…’’ buyuruyorlar. Demek ki dostlar, bizler Allah’ın içimizde olduğu ağırlık kadarız. Ona olan kulluk kalitemiz ve Peygamber Efendimizin sünnetlerine olan bağlılığımız onun bize olan sevgisini net bir şekilde belirliyor…

Ezcümle kıymetli dostlar; “Allah bana kıymet vermiyor ki! Eğer beni sevseydi beni çok zengin, sıhhatli ve yakışıklı yapardı! Bana devlet kademesinde önemli bir mevki-makam verirdi! Bir elim yağda bir elimde balda olurdu! Herkes benden çekinir ve bana saygı duyardı!” diye nefsini kamçılayarak bataklığa savrulan ve buram buram dünya kokan kardeşlerimizin de itirazlarını sanırım bu şekilde boşa çıkarmış olduk…

Allah kulunu çeşitli belâlarla, zorluklarla, musibetlerle dener ve imtihan eder. Kul, çeşitli belâlarla denendiği bilir de başına gelenlere sabrederse ve Allah’a sığınırsa mükâfatı artar ve Allah katında derecesi yükselir. Kul Allah’ın sevgisini sağlıkta, sıhhatte, makamda mevkide, ya da lüks bir hayatta arar ise çok fena yanılmış olur. Unutmayalım ki bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Edindiğimiz her şeyin birgün mutlaka hesabını vereceğiz. Daha ortada hiçbir şey yokken bizleri sevmiş, irade etmiş ve bu âleme insan olarak göndermiş olan Rabbimizi sevelim ona layık kul olalım inşallah…

Selametle…