Cumartesi günü Hamas tarafından başlatılan Aksa Tufanı operasyonuyla kapasite ve teknoloji konusunda dünyanın sayılı askerî güçleri arasında bulunan İsrail devletinin imajı yerle bir oldu.
İsrail’in milyarlarca dolar harcayarak bir açık hava hapishanesine çevirdiği Gazze’nin etrafında kurduğu güvenlik bariyeri birkaç saat içinde çöktü. Hamas hava, kara ve deniz unsurlarını kullanarak İsrail’in şehirlerini ve askerî üslerini işgal etti, bin civarında İsrailli öldü, 2 bin 500’den fazla İsrailli yaralandı, 130 civarında İsrailli ise esir edildi.
Bu yaşananların ne kadar olağanüstü olduğunu anlamak için 1973 yılında gerçekleşen Yom Kippur savaşından beri İsrail’in bu denli bir askerî yenilgi ve kayıp yaşamadığını belirtmek yeterli.
Dolayısıyla herkes şu soruyu soruyor; nasıl oldu da İsrail devleti ve istihbaratı karadan, havadan ve denizden abluka altında tuttuğu Gazze’den gelen böyle bir tehdidi öngöremedi.
Bu başarısızlık ve fiyasko elbette birçok yönden incelenebilir.
Her şeyden önce Hamas’ın yıllar içerisinde askerî ve istihbarat kapasitesini ciddi bir şekilde geliştirdiğini söyleyebiliriz.
Diğer taraftan Rusya ve İran gibi aktörlerin de Batı ile hesaplaşmaları çerçevesinde bu olan bitenlerde parmağı olduğunu tahmin etmek güç değil.
Fakat bütün bu faktörlerin İsrail’in bu saldırıyı öngörmek, engellemek ve durdurmak konusundaki başarısızlığını açıklamadığı ortada.
Dolayısıyla İsrail’in neden âdeta felç olduğunu anlamak için İsrail’in içerisindeki gelişmelere de bakmamız gerekiyor.
Bu noktada şunu belirtmek lazım; İsrail uzunca süredir ciddi bir siyasi istikrarsızlıkla boğuşuyor.
Netanyahu önderliğinde ülkeyi yöneten altı partiden oluşan koalisyon, İsrail tarihinin gördüğü en aşırı sağcı, ırkçı ve faşist partilerden oluşan bir koalisyon.
Yolsuzlukla yargılanan Netanyahu kendisini kurtarmak için yargı reformu adı altında bir yargı darbesini hayata geçirmek istiyor ve buna karşı İsrail aylardır kitlesel gösterilerle sarsılıyor.
Son yıllarda İsrail toplumu ve siyasetinde yaşanan bu derin kutuplaşma kaçınılmaz olarak İsrail’in sivil ve askerî bürokrasisine de yansımış durumda. Orduda, bürokraside ve istihbaratta istifalar ve görevden almalar ile devam eden müthiş bir güç mücadelesi yaşanıyor.
İki devletli çözümü tamamen gündemden kaldırmak isteyen ve Batı Şeria’yı ilhak etmek isteyen Netanyahu, bu dönemde son derece radikal uygulamaları ve provokasyonları devreye soktu.
İsrail Filistinlileri ikinci sınıf insan yerine koyan uygulamalarla tam manasıyla bir ‘apartheid devleti’ hâline geldi. İsrail hükûmet yetkilileri açıktan yeni bir ‘Nakba’dan yani etnik temizlikten söz etmeye başladılar.
Devlet aklını devreden çıkaran ve devleti içeriden çürüten bu süreç sonunda İsrail’in başına gelenler herkese ders olacak cinsten.
Zira tarihte örneğini gördüğümüz üzere faşizm ve ırkçılık birçok toplumu ve devleti uçuruma sürüklemiştir.
İsrail’in başına gelenlerin de temelinde her şeyden önce gözünü karartmış olan bir ırkçılık ideolojisi yatmaktadır.