Kürtler ki nice İslam kumandanı, cengâveri; nice İslam âlimi, mütefekkiri; nice İslam hizmetkârı, hâdimi; nice İslam edibi, şairi çıkarmıştır. Selahaddin-i Eyybubi’den, İdris-i Bitlisi’ye, Bediüzzaman Said Nursi’den, Ahmed-i Xanî’ye, Feqîyê Teyran’dan, Ahmed-i Cizîrî’ye…
PKK, 40 yıldır Kürtlerin kültürünü, sosyolojisini, maneviyatını tahrip ediyor, enerjisini heba ediyor. Yaşadığımız zorlu coğrafyada aleyhimize daha çetin şartlar oluşturmak için Batı(l) konsorsiyumunun gönüllü fedailiğini yapıyor. Teoride “sosyalizm” adı altında zihinlerde tahribatlar meydana getirirken, pratikte emperyalizmin emelleri doğrultusunda hareket ediyor. Bir yandan Kürt kültürü için mücadele ettiğini ifade ederken diğer yandan Kürt kültürünü dinamitliyor. Kürtlerin bütün müspet ananelerini “feodal kültür” sloganları eşliğinde baltalıyor. Türk solundan arakladıkları “çağdaş yaşam” argümanlarını kullanarak yeni nesil Kürt gençlerini hem emperyalizmin hem ateizmin kucağına oturtuyor. Kürtlerin içinden çıkmış onca kahraman karakter varken, onları Stalin, Lenin, Marks, Che, Castro vb. dinsiz ideolojilerin ileri gelenleriyle uyutuyor/uyuşturuyor. Suriye’de PYD/YPG adı altında AB(D)’nin hesabına çalışıyor, emperyal devletlerin bekçiliğini yapıyor. Çatışmada ölen militanlarını İngiliz, Amerikan bayraklarına sarılı tabutlarla defnediyor. Üniformalarında Amerikan armalarını taşımaktan gocunmuyor, Amerikan veya bilumum Batı(l) ajanlarının “Kürt” kılığında Müslümanları katletmelerine zemin ve yol açıyor.
Hâlihazırda “En büyük sorunumuz, daha doğrusu Kürtler’in en büyük sorunu nedir?” diye sorarsanız, “PKK’nın, Kürtler’e yönelik yaptığı algı operasyonları” derim. Zira Batı(l) dünyasının da her türlü destek ve yardımlarıyla (özellikle medya ve propaganda) bir kısım Kürtlerin zihnini bulandırmış, etnik referanslarla zehirlemeyi başarmıştır. Batı(l) dünyası tarafından Kürtleri dinsizleştirmekle görevlendirilen PKK’nın bu asli vazifesini, bu şer ve küfr yüzü PKK’nın siyasî kanadı HDP’ye rey veren, gönül bağı olan Kürtlere anlatılamadığı ve fikren ikna edilemediği sürece PKK sahada kaybetse de galip demektir. Asıl Kürt sorunu, Kürtlerin bu Stalinist, dinsiz örgütün, Kürtleri sömürmesini, rayından çıkarmasını engelleyememektir.
Bu örgütün gerçek yüzünü ifşa etme, maskesini indirme görevi ne kadar devletin ise, bir o kadar Kürtlere de bu görev düşüyor ki barış sürecinin, “devrimci halk savaşı”na kurban edilmesi, bunu bir nebze de olsa gösterdi. Türk solunun ihtirasları uğruna Kürtleri ateşe atan, devletin son yıllarda müspet niyet ve uygulamalarına burun kıvırıp şımarık çocuk edasıyla yaklaşan bir örgütün Kürtlere verebileceği hiçbir şey yoktur.
Son dönemde şöyle bir sıkıntı da hâsıl oldu. Malum, PKK ve ideolojisiyle alakası olmayan Kürtler, kendilerini tanımlamak için sıkça “Müslüman Kürtler” tabirini kullanmaya başladı. Bu tabirin sakat ve sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Zira Kürtler zaten Müslüman bir kavim. “Müslüman Kürtler” tabiri, Kürtler’in az bir kısmı Müslüman’mış gibi bir algıya yol açıyor, bir “azınlık” düşüncesine sevk ediyor.
Ressam Bob, “Şuraya da tabanına dinsizliği dayatıp aynı zamanda şehitlik makamını istismar eden bir örgüt çizelim” demiş midir?!