Çağdaş terör eylemlerinde şahit olduğumuz yeni yöntemler, esasında örgütlü istihbarat faaliyetlerinin gelişmiş bir uzantısıdır. Bu yeni eylemler bizzat devletler tarafından yönetiliyor. Çoğu zaman bu devletlerin kimler olduğu da biliniyor. Ancak, her seferinde bu devletler, bu kirli işleri yapmaya müheyya küçük paravanların arkasına saklanmayı da başarıyorlar.
Soğuk Savaş döneminde büyük devletler, deşifre edilmesi zor ajanlar yetiştirmek hususunda yarışıyordu. Böylece, kolay deşifre edilemeyen bu ajanları vasıtasıyla birçok cinayeti ve suçu rahatlıkla gerçekleştirebiliyorlardı. O dönemler, ajanlarla iletişim yolları çok zor ve kısıtlı, iletişim teknolojileri de bir o kadar yetersizdi. Bu yüzden ajanların işini kolaylaştıracak teknolojik ürünlerin üretimi önem kazanmıştı. Dolayısıyla, son derece küçük gizli kameralar, gizli iletişim imkânı sunan cihazlar gibi özel teknik malzemeler o dönemde üretilmişti. Gel gör ki, günümüzde ajanlar da çok değişti, onlarla iletişim yol ve yöntemleri de…
Artık, savaşta taraf ülkelerin karşı tarafın askerî gücünü kestirebilmek için onların üslerinin fotoğraflarını gizlice çekmeye, istihbarat subaylarının onların arasına sızmasını sağlamaya ihtiyacı yok. Artık karşı tarafın ordusu hakkında bilgi edinmek için ajan kullanmanın bir önemi kalmadı. Zira, bütün devletler askerî güçleri hakkında fazlasıyla bilgiyi açıkça paylaşmaktadır. Bu yüzden günümüzün savaşları açıktan yapılıyor. Günümüz istihbarat örgütlerini bir masa etrafında oturan kumarbazlara benzetebiliriz. Bu örgütlerin insana oyun kâğıdı muamelesi yapan bir çalışma tarzları var.
Günümüz istihbarat örgütlerinin kart/koz olarak kullandığı insanlar devlet başkanları, hükümet başkanları, bakanlar, siyasi parti başkanları gibi kanaatlerini açıkça paylaşan kimselerden oluşmaktadır. Demokrasiyi kötüye kullanarak, uluslararası kitle iletişim vasıtaları üzerinden bakan, büyükelçi gibi devlet adamları mesajlarını rahatlıkla hedefine iletebilmektedir.
Bugün yeni bir olgu ile karşı karşıyayız: Büyük devletler diğer ülkelerin siyasi güçleriyle doğrudan temas kurmaktadır. Bu yeni tarz kendi prensiplerini de oluşturmaya başlamıştır. Oysa eski dönemde bu tür bir ilişki tarzı ülkeye ihanet muamelesi görür ve bunu yapanlar mutlaka cezalandırılırdı. Ancak bugün, herhangi bir siyasi parti liderinin düşman ülkelerin yönetimleriyle çağdaş yaklaşımlar ve ifade özgürlüğü çerçevesinde iletişim kurması normal karşılanmaktadır. Sonuçta, demokratik ortamın sağladığı imkânları kötüye kullanarak bir muhalefet liderinin düşman safında yer alıp kendi öz devletine zarar vermesi mümkün olabilmektedir.
Küçük istihbarat örgütlerine gelince; onlar cinayet operasyonlarını bizzat kendileri gerçekleştirmektedir. Onların ihtiyaç duyduğu tek şey küçük figüranlar ve kısa bir talim. Bu istihbarat örgütlerinin en büyük arzusu, hayattan umudunu kesmiş birilerini ele geçirip beyinlerini yıkamak ve onları din ya da vatan kisvesi altındaki sahte inançlarına hizmet ettirmek için kendilerini patlatmaya ikna etmektir.
Şu iki hususu çok iyi kavramamız icap ediyor:
Birincisi; çağımızın ilk intihar eylemcilerinin İkinci Dünya Savaşı esnasında Japonlar arasından çıkmış olmasıdır. Yöneticilerinin zafer konusundaki umutsuzluk halleri o insanları intihara sürüklemiştir. Ne var ki bu intiharlar onlara zafer getirmemiştir. Zaten o intiharcıların beklentisi de kesin hezimeti bir süre ertelemekten ibaret idi.
İkincisi ise; günümüzde casusluk faaliyetlerinin toplumun en üst düzeydeki insanları marifetiyle yapılıyor olmasıdır. Devlet başkanları, siyasi parti liderleri, yüksek düzeyli yöneticiler, komutanlar… ajanlık görevi yapmaktadır. Buna Mısır, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri ve daha birçok ülkeyi örnek vermek mümkün…
Çeviri: Fethi Güngör