Bölücü terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın önceki gün Kürtçe ve Türkçe okunarak kamuoyuna duyurulan çağrısı Türkiye’de olduğu gibi Arap sokağında da yankı buldu.
Çünkü Türkiye’de bitme noktasına gelen örgüt Irak, Suriye ve hatta Lübnan gibi Arap ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.
Öcalan, koşulların değiştiğini ve Soğuk Savaş döneminde kurulan terör örgütünün varlığına gerek kalmadığını belirterek PKK’ya bağlı tüm grupları silah bırakmaya çağırdı ve örgütün feshedilmesini istedi.
Çağrı farklı ülkelerde değişik isimler altında faaliyet gösteren ancak örgütsel olarak PKK’ya bağlı olan tüm grupları kapsıyor.
Ancak Arap sokağında genel kanı Kandil’in ve özellikle de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında faaliyet gösteren PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin silah bırakma çağrısına uymayacağı yönünde.
Nitekim Öcalan’ın çağrısının ardından örgütün Suriye’deki sözde liderlerinden çelişkili açıklamalar gelmeye başladı.
Salih Müslim çağrıya katıldıklarını ve siyasi bir grup olarak faaliyet göstermelerine izin verilirse silah bırakacaklarını söylerken, Mazlum Kobani kod adlı Ferhat Abdi Şahin, Öcalan’ın açıklamasının PKK ile ilgili olduğunu, SDG olarak kendileriyle ilgisi bulunmadığını öne sürdü.
ABD’nin desteğiyle Suriye’nin yaklaşık üçte birini kontrolü altında tutan PKK/YPG/SDG’den böyle bir açıklama bekleniyordu.
DEAŞ ile mücadele bahanesiyle petrol kuyularına ve tarım arazilerine çöken örgüt oralardan ciddi anlamda gelir elde ediyor.
Ailelerinden kaçırılarak savaşmaya zorlanan küçücük çocuklar ne olup bittiğini anlamadan ölürlerken büyükbaşlar köşeyi dönüyorlar.
Birkaç yıl içinde villalara, arazilere, lüks araçlara ve ülke dışında gizli banka hesaplarına sahip oldular.
Dolayısıyla bu kirli çarkın durmasını istemiyorlar.
Öcalan geçmişe yönelik bir öz eleştiri yapmasa ve örgütün işlediği cinayetler dolayısıyla özür dilemese de yaptığı silah bırakma çağrısı önemli.
İfade özgürlüğü başta olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı zeminin ortadan kalktığına işaret etmesi ve “ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümlerin tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamadığını” vurgulaması dikkate değer.
Bundan sonrasını Kandil’in ve SDG’nin tavrı belirleyecek.
Sabah akşam Öcalan’ı âdeta tesbih edenler önceki gün yaptığı açıklamayı görmezden gelirlerse bunun örgüt içinde mutlaka bir sonucu olacaktır.
Yıllarca Öcalan’ı “önder” olarak tanıttıktan ve görüşlerini örgüt militanlarına kutsal metinler gibi anlattıktan sonra silah bırakma çağrısını yok sayamazlar.
Her hâlükârda bölücü terör örgütü artık bundan sonra “Kürtlerin haklarını savunduğunu” iddia edemez.
Silah bırakmazsa zaten var olan “taşeron örgüt” ve “paralı asker” imajı daha da güçlenir.
Türkiye ve Suriye örgütü tasfiye amacıyla askerî harekât düzenlerse kimse sesini çıkartamaz.
Asıl sorun ABD’nin tavrı.
Washington’dan gelen ilk açıklama “PKK ile SDG’nin ilişkisi olmadığı” yalanının hâlâ ısrarla tekrar edileceğini gösteriyor.
Öcalan’ın PKK’yı feshetme ve silah bırakma çağrısının ABD tarafından SDG’ye meşruiyet kazandırma fırsatına dönüştürülmesine izin verilmemeli.
Örgütün kurucusu da açıklamasını yaptığına göre Suriye’de PKK/YPG/SDG’ye operasyon artık daha fazla geciktirilmemeli.