Sahiden birisi söylesin. Bu dünyanın hangi dönemidir ve biz hangi çağı yaşıyoruz!

Dört bir tarafta iç ve dış kavgalar, zengin fakir ayrımları, sanayi ve ekonomi savaşları, nükleer silahlanmalar, dünya kaynaklarını hoyratça tüketme, petrol ve enerji kavgaları, Arap baharları ve devam eden Suriye çözümsüzlükleri, uzaya araç gönderen birileri, diğer tarafta savaş ve açlıkla imtihan olan insanlar.

Sahi neresi burası!

Dünya denilen bu hapishanede, üç beş kelam yazı yazarak veya sosyal medya dışına çıkamayan, kulaklıklarla yaşayan, internet bağımlısı ve ağzını burnunu eğip resim çeken bu insanlar kim?

Hangi çağda yaşıyoruz?

Bu zulme nasıl dayanıyoruz?

Küreselleşen dünya bu kadar teknoloji ile ivme değiştirmişken, sanayi ve bilim teknikte bu kadar yol almışken, küreselleşen dünya pazarı, bütünleşik bir hale dönüşmüşken, her şey hızlanmış ve kolaylaşmışken, nasıl oluyor da her şey daha da kötüye gidiyor dünyada?

Birileri ölmesin, analar ağlamasın diyorken, dünyada bulaşıcı hastalıklar gibi çoğu sağlık problemleri tedavi edilebilir seviyelere gelmişken, nasıl oluyor da bunca insan halen canlı canlı ölüyor.

Aslında bizi ölümler korkutmuyor. Biz bu ölümlerin birilerinin ellerinden olmasına kızgınız. Her ölünün bedeninde bir başkasının ellerini görmekten yorgunuz. Birilerinin doymaz planlarının, bitmez dünya hedeflerinin insanları düşürdüğü bu vahşeti seyretmekten ve sonuçlarını izlemekten yorgunuz.

Ve biz bu dünya savaşında “ dost görünen timsahların” kayıtsızlıkların yorgunuz.

Peki, ya bizim iç hastalıklarımız!

Öyle bir dönem ki, sosyal medyadan can veren çocukların resimlerini paylaşmak ve “ah vah” çekmek bu dönemin en büyük hastalığı.

Sadece, hiç bir şey yapmadan öylece durmak! Hiçbir şey yapmamak!

İşte bu günümüz insan karakteri!

Şimdi bu dönem de dünya çok gelişmiş, teknoloji ilerlemiş ve dünya küçükmüş olsa ne olur ki?

Birileri birilerinin topraklarında hayaller kurarken, kurt kuzuya göz dikmişse, dünyanın gelişmesi neye yarar, neyi değiştirir?

Biz ne yapıyoruz? Dünya küçüldü de ne oldu. Kimse sığamıyor artık. Milyonlarca metre uzaklıktaki bebeklerin yatağına göz dikmiş kurtlar var oldukça dünyanın gelişmesi neyi değiştirir ki?

Tertemiz hayaller sisli bulutların ardındaki, kan emiciler tarafından yok ediliyorsa, dünya büyüse ne olur?

Ya da ne olacak böyle?

Günahsız çocukların solgun ve yetim gözlerine, hangi vicdan muhasebesi sonuç üretecek. Günümüzün nargileci Müslümanları, uyuşmuş sosyal medya artığı beyinleriyle cennet hayalleri kuruyorsa, Müslüman coğrafyalarda ölen yavrular ninni sesi yerine silah sesi duymaya devam edecektir!

Ve biz, bu vicdanla “eksik insanlığımızı ve vicdan azabımızı” sadece kendimize itiraf ederek yaşayacağız.

Biz gülelim bu sahte samimiyetimizle ve dünya dönmeye devam etsin.

Ve biz? Yüreği et parçasından öteye geçemeyen insanlık.

Hz. İbrahim’i yakacak alevlere su taşımaya üşenen herkes. Müslüman olmaktan öte insan olduğunu unutan herkes ve susmayı normal ve hak düşünen herkes.

Bir şeyleri değiştiremeyeceğini düşünen herkes.

Bıkmadı mı vicdanınız bu karanlıklardan!

Hepimize yazık! Sonuna kadar yazık!