Türkiye, sermaye piyasalarında ciddi bir güven sınavından geçiyor. Sermaye Piyasası Kurulu’nun 131 yatırım fonunun tasfiyesine yönelik kararları, yaklaşık 450 bin yatırımcıyı ve 1 trilyon liraya yaklaşan bir finansal büyüklüğü ilgilendiriyor.
Meclis şimdi yatırımcıların zararlarını karşılamaya yönelik bir düzenleme üzerinde çalışıyor. Belirli şartlarla 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılması ve kaybolan varlıkların geri kazanılması hedefleniyor.
Doğru bir adım..
Ancak asıl soru şu: Bu kadar büyük bir finansal yapı nasıl böyle bir krizin içine sürüklendi? Denetim mekanizmaları neredeydi?
Türkiye, 2001 krizinin bedelini ağır ödedi. Bankalar battı, milyarlarca liralık kamu kaynağı kullanıldı. Ardından denetim sistemi yeniden yapılandırıldı. Demek ki mesele yalnızca krizden çıkmak değil, krizin nedenlerini ortadan kaldırmak.
Bugün de aynı kararlılığa ihtiyaç var.
Vatandaşın zararını karşılamak elbette önemli. Üstelik bunun kamu bütçesine yük getirmeden yapılması hedefi son derece kıymetli.
Ama paranın nereye gittiği, kimlerin kazanç sağladığı, varsa siyasi ve bürokratik bağlantıların ne olduğu da açıklığa kavuşturulmalı.
Üstelik sermaye piyasalarında yaşanan güven kaybının faturası yalnızca bugünün yatırımcısına çıkmaz. Yarın üretim için kaynak arayan sanayiciye, büyümek isteyen girişimciye, birikimini değerlendirmeye çalışan vatandaşa da çıkar. Çünkü güvenin olmadığı yerde sermaye ürker, yatırım yavaşlar, ekonomi kaybeder.
İşte bu yüzden yürütülen soruşturmaların ve hazırlanacak düzenlemelerin yalnızca sonuçlarına değil, ortaya çıkaracağı yapısal değişikliklere de bakmalıyız. Türkiye’nin ihtiyacı, krizleri sonradan temizleyen değil, finansal sistemdeki tehlikeleri önceden görebilen bir denetim anlayışıdır.
Kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Ancak hiçbir makam ve unvan da hesap verme sorumluluğunun üzerinde değildir.
Türkiye, İstanbul’u uluslararası finans merkezi yapmayı hedefliyorsa önce kendi vatandaşına şu güvenceyi vermelidir: Bu ülkede kimsenin birikimi sahipsiz, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak!
Çünkü mesele yalnızca kaybolan paralar değil, o paraların arkasındaki alın teri, umut ve gelecektir.
Devletin büyüklüğü, kriz çıktığında kaç milyar lira dağıttığıyla değil, o krize yol açanlardan nasıl hesap sorduğuyla ölçülür.
Ve unutmayalım..
Para yeniden kazanılır. Ama adaletin sustuğu yerde güven bir daha kolay kolay kurulmaz!..