“Büyük hastaneler neden büyük şehirlerde?” diye soruyor Mandıra Filozofu’nun Mustafa Ali’si. Cevabı da hazır: “Çünkü sıkıntı, stres, dert orada…”
İlk duyduğumuzda gülüp geçiyoruz. Sonra dönüp kendi hayatımıza bakınca insanın aklına bir sürü şey geliyor.
Sabahın köründe evden çıkıyoruz. Trafik, kalabalık, iş telaşı… Akşam eve dönene kadar gün bitiyor. Kendimize, ailemize, dostlarımıza ayıracak zaman bulamıyoruz. Bir de geçim derdi var. Kira, faturalar, pazar masrafı… İnsan bazen daha gün başlamadan yoruluyor.
Peki bütün bunların içinde ne arıyoruz?
Daha iyi bir hayat…
İş bulmak, çocukları okutmak, geleceğimizi güvence altına almak için büyük şehirlere geliyoruz. Şehir de bize iş, okul, hastane, eğlence, türlü türlü imkân sunuyor. Ama sanki bir şeyleri kazanırken aslında daha fazla bizi mutlu edecek şeyleri elimizden kaçırıyoruz.
TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 93,6’sı il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. İstanbul’un nüfusu ise 16 milyon. Bu kalabalığın içinde yaşayan insanların telaşı da az değil.
Bir de ruh sağlığımız var. 2019 verilerine dayanan ve 2026’da yayımlanan bir araştırmada, yetişkinlerin yüzde 23,9’unun son 12 ay içinde en az bir ruhsal bozukluk ölçütünü karşıladığı bildiriliyor. Bu sonuç, büyük şehirlerin insanı daha çok hasta ettiğini tek başına göstermiyor. Ama durup düşünmeye değer bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor.
Elbette bütün suçu şehre yükleyemeyiz. Küçük yerde de geçim sıkıntısı var, yalnızlık var, çaresizlik var. Üstelik herkesin işi, okulu, ailesi için istediği yerde yaşama imkânı da yok. Mesele köye dönmek ya da şehirden kaçmak değil.
Mesele, insanın yaşadığı yerde kendine bir nefeslik alan bulabilmesi.
Eskiden komşunun kapısı daha kolay çalınırdı. Bir çay içmek için saatler öncesinden randevu gerekmezdi. Çocuklar sokakta oynar, insanlar birbirine daha çok vakit ayırırdı. Şimdi aynı apartmanda oturup birbirini tanımayan insanlar var. Her kafada binbir düşünce ama kimsenin kimseye ayıracak hâli yok.
Şehir büyüdükçe imkânlarımız çoğaldı. Peki huzurumuz çoğaldı mı? Mustafa Ali’nin sözüne bir kez daha dönelim. Büyük hastaneler neden büyük şehirlerde?
Belki de büyük şehirler insandan yalnızca zamanını almıyor; sabrını, enerjisini, yaşama sevincini de azar azar tüketiyor. Sabah evden çıkarken aklında bir sürü iş olan insan, akşam eve döndüğünde kendine ayıracak hâl bulamıyor. Günler birbirini kovalıyor; işe gidiliyor, para kazanılıyor, faturalar ödeniyor. Ama insan ne zaman yaşayacak?
Bir parkta oturup gökyüzüne bakmak, telaş etmeden yürümek, dostuyla uzun uzun sohbet etmek bile lüks hâline geldi. Her yere yetişmeye çalışırken kendimize geç kalıyoruz.
Belki de asıl mesele, büyük şehirde yaşamak değil; büyük şehrin içinde yaşamayı unutarak sağlığımıza ihanet etmek…