Haz ve hız çağında artık boşanmaların önemli bir bölümünde çözülebilir sorunların etken olduğu görülmektedir. Tabi boşanmadan en çok çocuklar özellikle de küçük olanlar etkilenmektedir. Çocukların sadece şiddetin olduğu aile ortamında boşanmayı kısmen tolere edebildiği onun dışında boşanmadan nefret ettikleri bilinmektedir. Özellikle küçük yaşlarda olan çocuklar, anne babasının boşanmasını anlamlandıramadıkları için boşanma sebebi olarak kendi varlıklarını görmekte ve bu nedenle yoğun suçluluk duygusu hissetmektedir.
Boşanmış ailelerin çocuklarında gözlemlenen en büyük problem gelecek kaygısı ve belirsizlik hissidir. Çocuk için artık gelecekte ne olacağı belli değildir, artık anne ve babasıyla birlikte yaşadığı ev ortamı tamamen değişecektir.
Bu değişiklik çocuğun güven duygusunu zedeleyecektir. Bu kaygı ve güvensizlikle baş etmede çocuk ilk zamanlarda ciddi zorluklar yaşayacaktır. Ayrıca kendini sorumlu hissettiği bu ayrılma sonucunda anne ve babasına yönelik yoğun öfke duyguları besleyebilir. Bu karmaşık duygular sonucunda belli bir süre sonra depresyon, anksiyete ve içe dönüklük gibi duygusal problemler gözlemlenebilir.
Kız çocuklara göre erkek çocuklar ebeveyninin boşanmasından daha fazla olumsuz etkilenmektedir. Ergenler de dürtüsel davranışlara ve uygun olmayan sosyal ortamlara yönelerek ebeveynden intikam alma davranışları ortaya çıkabilir. Boşanma sonrasında çocuğun ihmal edilmesi, ebeveynin yaptığı yeni evlilikler, aileye eklenen yeni kardeşler sorunların düzeyinin artmasına yol açacaktır.
Ülkemizde boşanmanın çok sağlıklı yönetilmediği ve ebeveynlerin ve ailelerin boşanmanın ardından çocuklarının, babalarına ve annelerine yönelik olumsuz duygu ve düşünceler geliştirmelerine yol açacak davranışları fazlasıyla sergilediği bilinmektedir. Bu nedenle boşanma en son çare olarak başvurulacak bir süreç olmalıdır, hem ailenin hem de çocukların sağlığı açısından.
Boşanmak Allah’ın en sevmediği helaldir. Aslolan sabırla evliliği sürdürmektir. Sıkıntılı anlarda sabretmek Allah’ın emridir, ibadettir. Allah sabredenlerle beraberdir. Sabrın sonu selamettir. Sabreden derviş muradına erermiş. Ama bugün bize öğretilen yanlışların kurbanı olarak, yuvamızı yıkarak çocuklarımızı boynu bükük ve yıkılmış olarak bırakıyoruz.
Küçücük omuzlarına koca dünyayı yüklüyoruz maalesef. İşte o yuva yıkan cümleler… “Anlaşamıyorsan gel babanın evine. Bizim evladımızdan pişmanlığımız yok. Ben kızımı kendi ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirdim. Ayrılmak dünyanın sonu değil. Hem ilk ayrılan sen değilsin ya.” gibi cümlelerle ateşe körükle yaklaşılıyor. Bizim değerlerimizde yuva yıkmak değil yuva yapmak esastır. Yuva yıkanın yuvası olmaz. Aile büyükleri daima yıkan değil yapan olmalıdır.
Bize rehber olarak gönderilen Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Evleniniz, fakat boşanmayınız. Çünkü Allah zevke düşkün erkeklerle zevkine düşkün kadınları sevmez." (Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/304)
"Allah Teâlâ'ya, helal kıldığı şeylerin en sevimsizi talaktır." (İbn Mâce, nikâh 1; beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, VII/322; Hakim, Müstedrek, II/196)
"İblis arşını suyun üzerine kurar. Sonra da çetelerini gönderir. Bunlardan rütbece en yakın olan (itibarca en büyük olanı), fitnece en büyük olanıdır. Biri gelip, 'şunu şunu yaptım' der. İblis 'hiçbir şey yapmamışsın' sözüyle karşılık verir. Sonra bir başkası daha gelir ve yaptıklarını anlatır; 'karısıyla aralarını ayırıncaya kadar peşlerini bırakmadım'. Bunun üzerine iblis, onu kendine yaklaştırır ve 'aferin sana (sen ne iyisin)' diyerek, iltifat eder." (Müslim, Sifatün-Münafikin, 67)
Selametle…