Trump'ın servetine ilişkin raporları büyük ölçüde şişirdiğine ilişkin geçtiğimiz pazartesi günü sivil dolandırıcılık davasında açılış konuşmaları yapıldı.

Mahkeme salonu, izlediğimiz Hollywood dizilerinden sahneleri andırıyordu. İtiraf edeyim; bu dizilerde üst üste iddianamelerle bir başkanın yargılama sandalyesinde oturduğunu ve arkasında da bu kadar Beyaz Saray yetkilisini görseydim “bu kadarı da saçma” diyebilirdim. House of Cards dizisi bile Amerikan abartısını tadında bırakmayı seçiyordu. Ancak Amerikan tarzını bilenler; XXL pizzaları, devasa siparişleri, küçük bir kovayı andıran termos içindeki kahveleri, yolları kaplayan devasa tırları, abartılı açılış (homecoming) ve kapanış törenleri ile yaptıkları her şeyde ‘gösterişi’ tercih eden beyaz adamların, mahkeme salonundaki bu cakasına da şaşırmayacaklardır.

Trump, duruşmalara katılmama seçeneği olmasına rağmen pazartesi günü mahkemenin ilk gününe gelmeyi tercih etti. Bu sayede de daha fazla dikkat çekti. Manhattan'daki mahkeme salonunun dışında gazetecilere "Ortada bir suç yok. Suç bana karşı işlendi." dedi. Neden geldiği sorulduğunda ise şöyle cevap verdi: "Çünkü bu cadı avını bizzat izlemek istiyorum."

Bu ifadeler Trump'ın kendisine karşı açılan adli davaları nasıl faydalı gördüğüne işaret ediyor. Filmlerdeki “mağdur kazanır” retoriği, Trump’ın seçim kampanyasının ana hareket noktasını oluşturuyor. Üstelik bu oyunda tek hedefin kendisi olmadığını ısrarla vurguluyor. Söylediği şu: suç "ona" ve dolayısıyla “onu destekleyen insanlara karşı” işleniyor. Hatırlanacağı üzere geçen ağustosta da "Ben sizin için suçlanıyorum" demişti.

BEN YAPMADIM, ONLAR YAPTI’

Diğer Cumhuriyetçiler televizyonda yayınlanan tartışmalara odaklanırken Trump, kampanyasını duruşmalar üzerinden yürütüyor. Bu davalar ona bedava yayın süresi sağlıyor ve kampanya için katkıları artırıyor. Ona kalırsa davalarda kendisi asla suçlu değil; demokratlar, savcılar, hatta hâkim dâhil herkes suçlu.

İşin ilginç yanı, sahne ışıklarının Trump'ın üzerinde kalmasından en çok kazançlı çıkacak siyasi aktörlerin başında Başkan Joe Biden geliyor. Anketlerde zorlanan Biden’ın, genel seçimlerde Trump'a karşı önemli avantajlar elde edeceği konuşuluyor. Biden'ın 2020 seçimlerinde kullandığı kartlar var; dürüstlük, normallik, istikrar ve adil yönetişime bağlılık temaları etrafında bir kampanyanın nasıl hazırlanacağını biliyor. Kaostan beslenen bir Trump karşısında, stabilite ve huzuru önceleyen bir Biden kampanyası var.

Tüm bunlar, paradoksal bir siyasi dinamiği gözler önüne seriyor. Ortada siyasi bir stres yükseliyor.

Bu gerilim, şimdiden Trump'ın avukatı Alina Habba tarafından kullanılmaya başlandı. Pazartesi günü yaptığı açılış konuşmasında Habba, Başsavcı Letitia James'e, başsavcılık kampanyası sırasında, partizan bir uygulama olduğunun kanıtı olarak "Trump'ı yakalayacağı" sözü üzerinden saldırdı.

Trump, pratik aklı önceleyen ve Amerikan algısını iyi yöneten bir tecrübenin sahibi. Gazeteci olmam hasebiyle seçim kampanyası konuşmalarını dikkatle takip ediyorum. Eski başkanın geçen haftalarda New Hampshire ve Iowa’da yaptığı konuşmaları canlı yayında izledim. Davalara yönelik yorum yasaklarını hiçe sayan Trump, davaların ona sağladığı motivasyonu sonuna dek kullanarak demokrat rakibine ve yargı sistemine alabildiğine yükleniyor. İktidara geldiği anda Biden yönetiminin tüm icraatlarını rafa kaldıracağını vadederken mevcut Amerikan yönetim krizinin dünyada nelere mal olduğunun altını çiziyor. Ona göre devrinin ‘Büyük Amerikası’ gitmiş yerine ise ‘failing nation’ yani başarısız olmuş bir ülke gelmiştir. Bunun tek sorumlusu ise sahnede ineceği yönü bile şaşıran Biden’dır; kürsüde onun taklidini de yapar.

Filmlerden hatırlarsınız. Dünya yok oluşun eşiğine gelirse bir Amerikalı kurtarıcı gelir ve fırlattığı roketlerle yörüngeye bile müdahale edebilir. Demir adamdır, Afgan çölüne iner. Süpermen’dir, sevdiği kızı geri getirmek için dünyayı tersine döndürebilir. Kimsenin giremediği vahşi Vietkong bataklıklarına Rambo olur, dalar. Oysa hikâyenin gerçeğinde biz, Vietnamlıların Amerikalılara hayatlarının dersini verdiğini biliriz. Ama Amerikan söylemi, kendi tarihinin PR’ını Hollywood ile bambaşka yazar ve değiştirir. Amerika’nın son siyasi panoramasının bozduğu algıyı nasıl bir kahraman prototipiyle tamir edecekler, göreceğiz.

Sarı güç Trump, Amerikan rüyasının kendi eliyle tekrar dirileceğini iddia ediyor. Filmlerde kahramanlar kötülere karşı hep yalnız savaşır. Sanırım hikâye yine buradan yol alıyor. İzlemeye devam edeceğiz.