Çünkü Venezuela, aynı zamanda Doğu Türkistan’dır. Filistin’dir. Yemen’dir. Afganistan’dır. Arakan’dır. Libya’dır. Mısır’dır. Suriye’dir.

Ve hatta İran’dır, Türkiye’dir…

Biz Chavez’i ve Castro’yu, emperyalizme kafa tuttukları için çok sevmiştik.

Bütün siyasi beceriksizliğine rağmen Maduro’yu da aynı gerekçeyle seviyoruz. Çünkü biz siyonizmin bir başka türevi olan ve giderek kendinden başka bütün coğrafyaları arka bahçesi gibi görüp keyfince dizayn etmeye çalışan yeniçağ canavarı evangelizme nanik yapan herkesi seviyoruz.

ABD Başkanı Trump’ın, Venezuela Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido’yu –hadsiz, haksız, hukuksuz biçimde- ülkenin ‘geçici devlet başkanı’ ilan etmesinin üzerinden neredeyse iki hafta geçti.

Chavez’in ölümünden sonra ilk kez seçimlere giden ve geçen mayıs ayında yaklaşık yüzde 68 oy ile devlet başkanı seçilen Maduro’nun hedef tahtasına konulması hiç de tesadüf değil. Çünkü Maduro tam bağımsız politik kimliğiyle Büyük Şeytan’ı rahatsız ediyor. Emperyalizme karşı yumruğunu sıkılı tutuyor. Daha da önemlisi Rusya’ya ve Türkiye’ye büyük saygı duyuyor. Türkiye hakkındaki görüşleri Washington’da nefretle takip ediliyor.

Petrolü ve altını olmasına rağmen enflasyonun yüzde 13 binlerde olması, kıtlık, Bolivar’ın Dolar karşısındaki sefilliği…

Bütün bunlar yıllardır süren ABD işgal politikasının sonucu elbette…

Meksika, Kolombiya için de aynı süreç işliyor…

Türkiye’de 15 Temmuz ve sonrasında yaşanan fakat milletin ferasetiyle püskürtülen sürecin bir benzerini şimdi Venezuela’ya uyguluyorlar.

Ya ‘büyük abi’nin (!) istediği gibi paşa paşa kaçıp gideceksin, ya teslim olup Mursi gibi hapislerde çürüyeceksin, ya da iç savaşı göze alıp rezil bir şekilde kendini yok ettireceksin…

Dünyanın bu sonuca bu kadar hazır olması da şaşırtıcı…

İngiltere’nin peykleri, Kıta Avrupa’sının doymaz timsahları, ABD kıtasının korkak kuklaları…

Hepsi düşman safında birleşmeye dünden hazır olduklarını gösterdiler.

Tıpkı topal ördek Sarkozy’nin Libya’da ilk fitili ateşledikten sonra yaptıkları gibi…

Ama asıl önemli mesele şudur…

Maduro, sıradan bir hedef değil. Çünkü mazlumların en uzak kıtadaki tek sözcüsü… Asi evlat…

Hatırlayın, Trump’ın “Kudüs’ü İsrail’in başkenti sayıyoruz” açıklamasının ardından en güçlü Filistin desteği -hadsiz (!)- Maduro’dan gelmişti. Demokratik bir seçimle iktidara gelsen bile bunu senin yanına koymazlardı –ki süreç tam da bunun süreği…

Ne demişti Maduro:

“Filistin, dayan, yıkılma, diren. Dünya uyanıyor artık ve halkların ortak çığlığı dünyaya hükmedecek. Daha önceden de söylediğim gibi, tekrar söylüyorum, öncelikle İsrail halkı, Allah aşkına bu Filistin’e yapılan katliama karşı koyup ‘dur’ demelisiniz. Sessiz kalmayın. Bütün kalbimizle diliyoruz ki, Filistin halkının katilleri hak ettikleri cezayı alacak, adalet yerini bulacak. İsrail halkı, durdurun bu katliamı, yeter artık, sessiz kalmayın. Bu katliamın hiçbir açıklaması, bahanesi olamaz. Bu bir soykırım meselesidir artık. Ve Müslüman halklar, Arap halkları, Latin Amerika’nın halkları, tüm dünya halklarına çağrımız; Filistin halkının davası en temiz, en haklı davadır, en insancıl davadır. Bu desteklememiz gereken yaşam hakkıdır. Kendi topraklarında, huzur içinde yaşam hakkıdır. En haklı davadır bu. Yüzyıllardır yaşadığı topraklardaki yaşam hakkıdır.”

Yani gizli mesele budur…

Görünen ise dünyanın en kaliteli petrol yatakları ve zengin altın madenleri…

Leş kargalarının bir anda koro halinde Maduro’ya saldırmaları boşuna değil…