Yurt içinden ve yurt dışından pek çok mutfağı İstanbul'da bulmak pekâlâ mümkün. Bir bakıma bu çeşitlilik, İstanbul'u dünyanın en lezzetli şehirlerinden de biri hâline getiriyor. Bu kentin gastronomi bakımından cazibe merkezi olmasının birkaç nedeni var bence. Binlerce yıllık tarihi ve kültürel çeşitliliği, Asya ve Avrupa kıtalarının kesiştiği coğrafi konumu, dünyanın en popüler turistik destinasyonlarından biri olması… Ayrıca İstanbul’da bulunan bu lezzetler, şehrin ekonomisine de katkı sağlıyor.  

İstanbul, farklı lezzetler arayanlar için oldukça zengin bir seçenek sunuyor. Örneğin Beylikdüzü’nde bulunan “Tarihî Mardin Yaprak Kebap” restoranı, zengin tarihi ve yemek kültürüyle Mardin mutfağını İstanbullulara tanıtıyor ve menüsü de oldukça lezzetli. Akdeniz mutfağının bir parçası, baharat ve zeytinyağı kaynaklı Lübnan mutfağını da sanırım Florya’da bulunan L’Beirut Lebanese Restaurant temsil ediyor. Güneydoğu da zengin tarihi ve kültürüyle uyumlu lezzetli bir mutfağa sahiptir. İstanbul'da bu mutfağa özgü yemekler sunan birçok mekândan biri de Bahçeşehir’de bulunan Mirova Et Lokantası’dır.

“Tarihî Mardin Yaprak Kebap”

İstanbul'da Mardin mutfağını tatmak için ideal mekânlardan biri Tarihî Mardin Yaprak Kebap restoranıdır. Beylikdüzü'ndeki mekânı 2022 yılında, uluslararası ticaretle uğraşan Mardinli Hasan Altun kuruyor. Kısa sürede İstanbul'un yerel lezzetler açısından tanınan kebap restoranlarından biri hâline gelen restoran, özenle seçilmiş malzemelerden hazırlanan geleneksel Mardin yemeklerini sunuyor.

Bölgenin en meşhur yemeklerinden biri

Mardin Savur’da kendi deyimiyle “beg” olan dedelerinin yaprak kebabını çok sevdiklerini anlatan Hasan Bey, tarihî yaprak kebabının Mardin mutfağının en meşhur yemeklerinden biri olduğunun altını çiziyor. Daha az kuyruk yağıyla ve kendine has bir baharat karışımı ile yapılan bu kebap, yassı bir şişe takılarak pişirildiğinden yaprak şeklinde servis ediliyor. Kebabın tadını çok beğendim. Diğer kebaplara göre farklı bir lezzet olduğundan mıdır bilemiyorum; pek bir lezzetli geldi. Bence bu kebabın reklamı iyi yapılamamış. Mardin, sahip olduğu muhteşem mutfak zenginliğine rağmen gastronomik anlamda hak ettiği şöhreti yakalayamamış kadim bir kent.

Restoranın menüsündeki diğer lezzetler

Restoranın menüsünde, isminden de anlaşılacağı üzere tarihî Mardin yaprak kebabı gibi özel yemeklerinin yanı sıra, semmüsek, lebeniye çorbası, içli köfte gibi yöresel lezzetler; ciğer kebabı, patlıcanlı kebap, içli köfte ve lahmacun gibi güneydoğu mutfağına ait farklı kebaplar ve yemekler de bulunuyor. Kuyruk yağı ve baharatlarla hazırlanıp mangalda pişirilen kuzu ciğeri; patlıcan, kuzu eti ve baharatlarla hazırlanan patlıcanlı kebap; ince bulgur, kıyma, soğan ve baharatlarla hazırlanan içli köfte mekânın özel lezzetlerinden sayılabilir. İnce açılmış hamur üzerine kıyma, soğan ve baharatlarla hazırlanan lahmacunu ise çok beğendim. Geleneksel Mardin mimarisinden ilham alınarak geniş ve ferah bir dekorasyonla döşenmiş restoran, grup yemekleri için de ideal. Duvarlarda Mardin'in tarihî resimleri ve motifleri yer alıyor. Masalar ve sandalyeler ahşap ve otantik bir görünüme sahip.

L’Beirut Lebanese Restaurant

Lübnanlı Adil ElkHatip, ülkesinde yaşayan ailesinin bir temsilcisi olarak 2017 yılında Mardinli ortaklarıyla birlikte inşaat sektöründe yatırım yapmak için Türkiye’ye geliyor. İstanbul’un birçok ilçesinde inşaat projeleri yürütülürken Lübnan mutfağına ait bir restoran kurma fikri doğuyor. Bunun üzerine konseptini Rey Suwan’ın oluşturduğu L'Beirut Restaurant 2021 yılında hizmete açılıyor.

Prestijli şeflerden özel reçeteler

L'Beirut, aynen Lübnan’daki restoranlar gibi kafe-restoran konseptinde hizmet veren bir işletme. Lübnan’dan ünlü şefler buraya getirtilerek çok iyi bir restoran oluşturulmuş. Orta Doğu’nun en zengin mutfak kültürüne sahip medeniyetlerinden biri olan ve geçmişi binlerce yıla dayanan Lübnan mutfağı, profesyonel ekibi ve özel reçeteleriyle İstanbul’a taşınmış oluyor. Lübnan’a has geleneksel ve otantik motiflere sahip L’Beirut Lebanese Restaurant, prestijli şeflerinin ellerinden çıkan kültürel lezzetleri ile farklı tatları denemek isteyen yemek tutkunlarının adresi niteliğinde.

Türk damak tadına çok yakın

Restoranın logosunda yer alan zeytin ağacı, Akdeniz ile olan bağı ve lezzetleri simgeliyor. Restoranın hâkim rengi turkuaz ise ferahlatıcı ve sakinleştirici bir etkiye sahip. Türk lezzetlerine çok yakın bir mutfaktan bahsediyoruz. Bire bir aynı olan yemek isimlerinden dahi lezzetler bulunuyor ancak çoğu, farklı teknikler ve baharatlarla yapıldığı için biraz tatları değişik olabilir. Adil Bey, kesinlikle Türk damak tadına çok yakın olduğu için ve bu mutfağı ön yargısız denemek üzere gelenlerin mekândan memnun ayrıldığını belirtiyor. Beyrut mutfağına da Lübnan mutfağı diyebiliriz. Restorana gelenlerin yaklaşık yüzde 60’ı yabancı misafirler ve Araplardan; geri kalanlar ise Türk misafirlerden oluşuyor.

Lübnan mutfağı

Antakya yöresine has bilinen birçok meze Lübnan mutfağında da yer alıyor. Burayı, diğer Lübnan restoranlarından ayıran özelliğin mekânın hikâyesi ve malzeme seçimi olduğunu söyleyen Adil Bey, humus, falafel ve diğer Lübnan yemeklerinde çok başarılı olduklarını belirtiyor. Kahvaltıdan öğle ve akşam yemeğine kadar günün her öğününde Lübnan mutfağının lezzetlerini kendine özgü tarzıyla sunan L’Beirut Lebanese Restaurant, Lübnan ve İstanbul arasında bir lezzet köprüsü oluşturacağa benziyor. Porsiyonları doyurucu olan ve birçok baharatın özel tariflerle ile buluştuğu restoran, hakiki bir lezzet deneyimi yaşatmayı hedefliyor.

Mirova Et Lokantası

Kanatçı Ova, Ova Lokantası ve son olarak Mirova Et Lokantası isimleriyle İstanbul’un lezzet haritasında önemli bir yer edinen ve Bahçeşehir, Akbatı AVM gibi nezih bir bölgede bulunan restoran, aslen Diyarbakırlı ama Hatay’da yaşayan Ozan Baran tarafından 2016 yılında açılıyor.

Ozan Baran ustanın hikâyesi

Ozan Baran, Hatay’dan ilk defa 1994 yılında İstanbul’a geliyor. Yaz tatili boyunca çalıştıktan sonra Hatay’a geri dönüyor. Ortaokulu bitirdikten sonra ikinci kez İstanbul’a gelen Ozan usta, 2002 yılında Esenyurt’ta dayılarıyla birlikte 2 bin 500 metrekare büyüklüğünde bir mekân açıyor. Kanatçı Ova adıyla açılan restoran, sadece kanat üzerine hizmet veriyor. Daha sonra buradaki ortaklarından ayrılan ve belki de İstanbul’un en iyi kanatçılardan biri olan Ozan usta, yeni açtığı mekânlarda artık sadece kanat değil; Güneydoğu Anadolu mutfağının kebaplarına ve diğer lezzetlerine de yönelmeye başlıyor. Daha önce çalıştığı yerin Gaziantep mutfağı olduğunu söyleyen Ozan usta, buradaki mutfağın çok yağlı olduğunu belirterek “Ben mekânımda yağ oranını azaltarak biraz daha yenilebilecek oranda ürünlerimi pişirmeye başladım; bu da misafirlerimi memnun etti. En büyük hedefim bu lezzetleri yurt dışına taşımak.” diye konuştu.

Üç kuşaktan gelen misafirleri var

İstanbul'un nezih bir bölgesinde yer alan mekân, kısa sürede en popüler et lokantalarından biri hâline geliyor. 2002 yılından itibaren üç kuşaktan misafirleri olduğuna değinen Ozan usta, “O dönem bir yaşında restorana gelen, şimdi 21 yaşında ve o da ailesiyle mekânımıza geliyor ve bizi ailesinden biri gibi görüyor. Biz de onlara evimize gelen bir misafir gibi davranıyoruz. Ben mekânda olmasam da babamla, kardeşimle sohbet ediyorlar.” diyor. Yabancılardan ziyade bölgede yaşayan yerli halkın tercih ettiği restoranın yemeklerinde kullanılan et, kurulduğundan beri aynı yerden temin ediliyor. Özenle seçilmiş malzemelerden hazırlanan tüm lezzetlerde geleneksel Türk yemeklerine odaklanan lokanta, aynı zamanda modern ve şık bir dekorasyona sahip ve grup yemekleri için de ideal bir mekân hüviyetinde.