Merhum Çoban Sülü…
Yani Süleyman Demirel’e ithaf edilen bir sözdür: “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz. Böyle bir şey söylemiyorum…”
Çok konuşulmuştu…
İslam toplumlarında ruhban sınıfı olmadığı için -Şiilik hariç- herkes özgürdür. Herkes kendine bir yol tutabilir. Yani bireysel bir dindir. Kuralları, kaideleri bellidir. Onun dışında -basit tanımıyla- bir şeylere karışma/ katılma zorunluluğu yoktur. Kimseye hesap verme zorunluluğu da…
Çünkü sevaplar ve günahlar bireyseldir. Kimse bir başkasının sevabı ya da günahı sebebiyle doğrudan kişisel muameleye maruz kalmayacak. Hesap yalnızca Yaratan’a verilecek…
Hristiyanlıktaki günah çıkarma veya vaftiz gibi ruhban sınıfı geleneği oluşmamıştır.
Anti-komünizm rüzgârının ülkede dini yasakladığı, camileri ahıra çevirdiği, ezan ve Yüce Kitap için Türkçe zorunluluğu getirdiği gibi algıların tamamı yanlıştır. Yıllarca ezber haline getirilmiş olmasına rağmen…
Yani toplum bu acıları anti-komünistler yüzünden yaşamadı. Bu cürmü işleyenler anti-komünizm taraftarları değil, doğrudan Kemalistlerdi!
Hristiyanlık kurumsaldır. Dolayısıyla komünizm bütün dini kurumları kapattı. Bizde de tekke ve zaviyeler kapatıldı ama aynı şey değildi. Papazı ve tüzel bir kişilik olan kiliseyi kapatan komünizmin yaptığı şeytanlık olarak görüldü. Ülkemizde de bu uygulamaya şiddetle karşı çıkıldığı dönemler olmuştu, sanki kilisemiz kapatılmış gibi!
Hatırlarsınız…
Bir zamanlar bu ülkede MHP’li -ideolojik tanımıyla faşist- olacağına komünist ol daha iyiydi.
Biz dinsizliği görmedik.
Eski Kutsal Devlet refleksinin ceberut uygulamaları ile dini çalışmalar yeraltına çekildi ama bu millet hiçbir gücün baskısı, yönlendirmesi ve operasyonuyla dinsiz yapılamadı. Çok şükür!
Orta Asya İslam toplumlarında da çok acı bedeller ödenmesine rağmen insanları dinsizleştiremediler. İftarını içki ile açmasına, bismillah diyerek oturduğu sofrada içki içmesine rağmen…
Bu toprakların insanları bizdeki uygulama ve tefekküre yakın olmasa da dini duyarlılığı yaşatmayı başardı. En azından bir kimlik olarak varlığını sürdürdü. İslam mayası sisteme meydan okuyabildi…
Bu kadar basit mi?
CIA, bu toprakları da sürdü ve binlerce ajan devşirmeyi başardı. Orta Asya’yı ziyaret ettiğinizde halk Büyük Şeytan’a kurtarıcı gözüyle bakıyor. Ajanlar sayesinde…
Mesela Doğu Türkistan…
İnsanlar toplu namazlarını Sniper namlusu gölgesinde kılabiliyor. Öyle ki bir Urumçili, dünyanın neresine giderse gitsin, hangi işi yaparsa yapsın adım adım izlenmekte…
Doğu Türkistan lideri İsa Yusuf Alptekin, bir gün ülkesine bağımsızlık götürebilme hayali ve Kızılelma ülküsüyle Türkiye’de hayatını kaybetti.
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir, Büyük Şeytan’ın kucağında yaşamakta…
Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını 2005’te burada ilan etti/ edebildi…
Sürgündeki çoğu devşirme Türkistanlı, Büyük Şeytan ve İngiltere’nin Doğu Türkistan’ı bağımsızlığına kavuşturacağı güne inandırılmış durumda.
Siyasi refleksleri felç edilmiş toplumların silkinip ayağa kalkması bu kadar kolay mı?
Küresel büyümenin lideri Çin’e rağmen mümkün mü?
Sözün özü…
Ilımlı İslam diyerek yeniden ısıtmaya başladıkları gündemin CIA ürünü olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?
Taliban, El Kaide, DAEŞ, Boko Haram…
Adı her ne olursa olsun…
Soğuk Savaş döneminin komünizm, anti-komünizm satrancı bugün de radikal-ılımlı İslam masasında devam ediyor.
Peki biz…
Yani masanın üzerindekiler…
“Kimse bize Ilımlı İslam bir CIA projesidir dedirtemez, böyle bir şey söylemiyoruz” mu diyeceğiz, yoksa olup biteni biraz daha derinden mi okuyacağız?