Fransa’da eylül ortasında başlayan gösteriler, ekim boyunca büyüdü. Ekonomik sıkıntı ve siyasi belirsizlik, hükümetin yönetemediği bir krizi derinleştiriyor.
Hükümetin tasarruf paketleri, eğitimdeki sorunlar ve hayat pahalılığı tepkinin başlıca nedenleri. Fatura yine halka çıkarılırken itiraz liselerden başladı, üniversitelere yayıldı.
Öğrenciler, yeniden sokağa çıkan sarı yelekliler, işçiler, kamu çalışanları ve çiftçiler eylemlere katılıyor. Bu çeşitlilik, krizin tek bir kesimin sorunu olmadığını gösteriyor. Hükümetin itirazları marjinalleştirme çabası da bu nedenle karşılık bulmuyor.
François Bayrou hükümeti, bütçe paketine ilişkin güvenoyunu kaybedip istifa etti. Bu sonuç, yalnızca bir hükümet değişikliği değildi. Halka yüklenen ekonomi programına verilmiş siyasi bir yanıttı. Ardından Sébastien Lecornu başbakan atandı.
Fakat sokağın dikkat çekici tarafı yalnızca kalabalık değil. Göstericiler, güvenlik güçlerinin yöntemlerini hızla çözüyor. Devletin baskı dili, sokakta mizahla teşhir ediliyor.
Pankartlardaki “Bismillah, c’est les ténèbres” sözü de bu mizahın ürünü. Bu ifade dini bir slogan olmaktan çok, polisle ve polis sızmalarıyla alay eden internet kültürünün sokağa taşınmış hali. Polisle ve sızma iddialarıyla alay eden bir internet şakası. Aynı zamanda devletin gençleri ve banliyöleri nasıl kodladığına yöneltilmiş sert bir eleştiri.
İddiaya göre sivil polisler, okul eylemlerini izlemek için WhatsApp ve Snapchat gruplarına öğrenci ya da göçmen kökenli genç gibi sızmaya çalıştı. İddia doğruysa, güvenlik politikası gençlerin kimliğini taklit edecek kadar güvensiz bir zemine kaymış demektir.
Sahte hesaptan gönderildiği öne sürülen bir mesaj bu girişimi açığa çıkardı: “Hey, bismillah, c’est les ténèbres. Okul ablukası ne zaman kanka, wallah?” Mesaj, gençlerin kullandığı dili yapay bir karikatüre çeviriyordu. Grup üyeleri hesabı reddetti. Devlet gençleri anlamak yerine onları kötü bir taklitle izlemeye çalışıyorsa, ortada ciddi bir güven sorunu vardır.
O mesaj kısa sürede meme oldu. TikTok, Instagram ve X’te parodileri yayıldı. “Bismillah c’est les ténèbres”, polisin gençlere ve banliyölerde yaşayan Müslümanlara dair kalıplaşmış bakışını teşhir eden bir şakaya dönüştü. Sonra pankartlara ve sloganlara girdi. Hatta Greta Thunberg’in Saint-Denis’teki bir lise eyleminde bu sözü tekrarladığı da aktarıldı.
Öğrencilerin verdiği mesaj açık: “Bizi Müslüman, banliyölerde yaşayan ve tehlikeli insanlar olarak görüyorsunuz. Kullandığınız dili size geri veriyoruz.”
Öğrencilerin mesajı açık: “Bizi Müslüman, banliyölerde yaşayan ve tehlikeli insanlar olarak görüyorsunuz. Kullandığınız dili size geri veriyoruz.” Bu, yalnızca bir slogan değil. Devletin ürettiği stereotiplerin devlete iadesi. Klasik sol sloganların yerini, Z kuşağının internet mizahı alıyor.
Bu söz, Bohemian Rhapsody’yi de hatırlatıyor: “Bismillah! We will not let you go…” Freddie Mercury’nin şarkısındaki dize burada bir ironiye dönüşüyor. Gençler hem alanı hem de kendi anlatılarını geri almak istiyor. Devletin dili üzerindeki tekelini de alayla kırıyor.
Eylemlerin ne kadar süreceği bilinmiyor. Fakat bir değişim açık: Dijital çağın gençleri protesto dilini değiştiriyor. Mizah, meme ve alay yalnızca eğlence değil. Devletin ciddiyet iddiasını bozan yeni bir direniş biçimi.
Biz kendi ténèbres’imizle, yani kendi karanlıklarımızla uğraşırken dünya yeni bir yön arıyor. Zulüm sürüyor, değerler aşınıyor. Buna rağmen çoğu zaman yalnızca izliyoruz. Asıl soru şu: Seyirci kalmayı mı sürdüreceğiz, yoksa sözümüzü ve itirazımızı yeniden mi kuracağız?