Venedik Film Festivali’nde 24 buçuk dakika ayakta alkışlanma rekoru kıran NAZA adlı belgesel modern soykırımın en acımasız yönlerini beyaz perdeye aktarmasından dolayı sinemaseverler tarafından çok beğenildi. No Other Land’in İsrail tarafı olan Yuval Abraham ve Rachel Szor’un bu son filmi, sinema olarak gücünden çok, izleyiciyi derinden etkileyen ahlaki sarsıntıdan kaynaklanıyordu. Benzer şekilde, 2019 yılında HBO platformunda yayınlanan Chernobyl adlı kısa-dizi gerçekliğe yaklaştırdığı için seyredenleri büyülemişti. Ama 2023 yapımı Zone of Interest filmindeki Arendtvari “kötülüğün sıradanlığı” çok daha açık bir şekilde yansıtmaktadır.

Daha önce +972 ve Local Call ve The Guardian’da yayınlanmış haberlerin sinema diline çevrilmiş hali olan filmde Tel Aviv’in çatılarına gizlenmiş, yüzleri ve sesleri değiştirilmiş yirmi dört istihbarat görevlisi ve asker, gece karanlığında kamera karşısına geçiyor. Anlattıkları şey, “Naza” denen o soğuk kısaltmanın arkasındaki sistem.

Naza, İbranice (Nezek Agavi) “yan -ikincil- hasar” anlamına gelen bir askerî terim. Bir hava saldırısında hedef alınan kişiyle birlikte kaç sivilin ölebileceğinin önceden hesaplandığı sayı. Film boyunca 15 Naza, 20 Naza, 200 Naza gibi sayılar duyuluyor. Bir görevli, tek bir hedef için içinde beş yüz kişinin bulunduğu bir binayı vurduklarını anlatıyor. Başka biri, algoritmanın hata payının yüzde on beşe kadar kabul edilebilir olduğunu söylüyor. Gece saatleri tercih ediliyor çünkü hedeflerin telefonları yastıklarının yanında, aileleri yanlarında yatıyor. Yapay zekâ sistemleri, telefon trafiğini tarıyor, “baba”, “ev” gibi kelimeleri yakalıyor, konum belirliyor. Sonra karar veriliyor.

Kâğıt üzerinde veya dijital ekranlarda okunan haber ile karanlık bir çatıda, boğuk seslerle dinlenen itiraf arasında büyük bir fark var. Haber bilgi verir. Naza ise o bilginin taşıdığı soğukluğu ve dehşeti hissettirir. Kamera nadiren konuşanlara yaklaşır. Daha çok şehrin ışıklı siluetini, pencerelerden süzülen hayatları gösterir. Altmış kilometre ötede Gazze varken, Tel Aviv’in Zone of Interest filmindeki gibi yanı başındaki soykırımdan habersiz gündelik refahı bir arka plan gibi durur. Bu görsel mesafe, filmin en güçlü araçlarından biridir.

Belgeselin gücü, öfke ya da duygusal manipülasyonda değil, sakinlikte yatıyor. Konuşanlar “küçük bir çark” olduklarını, teknik bir iş (olarak sıradanlaşmış kötülük) yaptıklarını tekrarlıyor. Bazıları 7 Ekim’den sonra duydukları öfkeyi anlatıyor. Bazıları ise zamanla duyarsızlaştıklarını. Bir tanesi, “Hâlâ Nazileri kötü buluyorum. Peki ben neyim?” diye soruyor. Bu cümle, filmin en uzun süre akılda kalan anlarından biri. Çünkü soruyu soran kişi, sistemin içinde yer almış biri. Dışarıdan gelen bir eleştiri değil, içeriden yükselen bir şüphe. Bombaları atanların, kararları verenlerin, algoritmaları tasarlayanların kendi ağızlarından dinliyoruz yapılan kötülüğü.

Elbette film, tartışmasız değil. İsrail’de ve diaspora çevrelerinde “tek taraflı”, “bağlamı eksik” eleştirileri gelecektir. Ama bir halkın maruz kaldığı kötülüğün kendi aralarında “vicdanlı” insanların bile görmezden gelemediği bu “itirafname” kolay kolay unutulmayacaktır.

Kaynak: https://www.mekomit.co.il/