15 ilde “Ailem Güvende” operasyonları: LGBTİ+ dernekleri ve eğlence mekânları basıldı; yüzlerce kişiye adli işlem yapıldı!

Son günlerde “Ailem Güvende” operasyonuyla ilgili gelişmeleri yakından takip ediyorum. Açık söyleyeyim; devletin çocukları, gençleri ve aile yapısını ilgilendiren böylesine hassas bir konuda kapsamlı bir soruşturma başlatmasını önemli buluyorum.

Whatsapp Image 2026 09 14 At 09.13.08

Çünkü soruşturmanın kapsamı sıradan bir denetimin çok ötesinde.

LGBTİ+ dernekleri, eğlence mekânları, gece kulüpleri ve masaj salonları mercek altında. Soruşturma kapsamında fuhuş, müstehcenlik, uyuşturucu ve örgütlü suç iddiaları araştırılıyor.

Operasyonlarda uyuşturucu maddeler, kokain, esrar, sentetik haplar, enjektörler, kaçak alkol, ruhsatsız tabanca ve dijital materyaller ele geçirildi.

Şimdi kimse çıkıp da bunları görmezden gelmesin.

Uyuşturucu varsa bunun üzerine gidilecek. Fuhuş varsa soruşturulacak. Müstehcenlik varsa hukuk ne gerektiriyorsa yapılacak. Çocukların istismarına ilişkin bir durum varsa bunun hesabı mutlaka sorulacak.

Üstelik operasyon yalnızca işletmelerle sınırlı değil. LGBTİ+ dernekleri de soruşturmanın önemli başlıklarından biri.

Burada çok daha kritik bir konu karşımıza çıkıyor:

Whatsapp Image 2026 09 14 At 09.13.08 (1)

Para.

MASAK'ın incelemeleriyle bazı LGBTİ+ derneklerine yurt dışından milyonlarca dolarlık para transferleri yapıldığı ortaya çıkarıldı. Yaklaşık 6 derneğe yaklaşık 3 milyon dolar seviyesinde para hareketinin tespit edildiği bilgisi kamuoyuna yansıdı.

Artık burada “MASAK incelesin” demenin anlamı yok.

MASAK zaten incelemiş. Para hareketini ortaya çıkarmış.

Şimdi sorulması gereken soru başka:

Bu paralar kimlerden geldi?

Hangi amaçla gönderildi?

Nereye harcandı?

Hangi faaliyetleri finanse etti?

Kimler bu finansmandan yararlandı?

Çocuklara ve gençlere yönelik faaliyetlerle bir bağlantısı var mı?

Bunların tamamı ortaya çıkarılmalı.

Yurt dışından bağış almak elbette tek başına suç değildir. Fakat milyonlarca dolarlık para hareketlerinden söz ediliyorsa bunun kaynağını ve kullanım amacını sorgulamak kadar doğal bir şey olamaz.

Amerika'dan gelen para araştırılmalı.

Almanya'dan gelen para araştırılmalı.

Amsterdam üzerinden gelen para araştırılmalı.

İsrail'le ilgili herhangi bir finansman veya organizasyon bağlantısı iddiası varsa o da belgeleriyle incelenmeli.

Ben yıllardır “Dış güçlerin gençlerimizin üzerinde hesabı var” dediğimde bunu abartılı bulanlar olabilir.

Ama bugün artık meseleye sadece siyasi sloganlarla bakmayalım.

Paranın izine bakalım.

Kim para gönderiyor, kim alıyor, nereye harcanıyor?

Asıl mesele bu.

Çünkü çocuklarımızın hayatına dokunan faaliyetlerin arkasında kimlerin bulunduğunu bilmek anne babaların en doğal hakkıdır.

Benim asıl endişem de burada başlıyor.

Ellerinden cep telefonlarını düşürmeyen bir nesil yetişiyor.

Çocuklarımızın odasında artık dünyanın tamamı var.

Bir tuşa dokunuyorlar; Amerika'dan içerik geliyor, Almanya'dan geliyor, Amsterdam'dan geliyor, başka ülkelerden geliyor.

Çocuğun karşısına ne çıkacağını bazen anne babası bile bilmiyor.

Üstelik algoritmalar çocuğun ilgisini yakaladığı içeriği tekrar tekrar önüne getiriyor.

Bir içerik, sonra bir başka içerik, sonra aynı düşüncenin farklı versiyonları…

Derken çocuk daha ne olduğunu anlamadan bir dünyanın içine çekilebiliyor.

İşte burada ailelere çok büyük görev düşüyor.

Türk toplumunun en güçlü bağı ailedir.

Aile zayıflarsa çocuk yalnızlaşır. Çocuk yalnızlaşırsa dışarıdan gelen etkilere daha açık hale gelir.

Bu nedenle çocuklarımızı sadece okulda veya sokakta korumak yetmez.

Telefonlarının içinde de korumamız gerekiyor.

Çocuğumuzun ne izlediğini bilmeliyiz.

Kimleri takip ettiğini bilmeliyiz.

Kimlerle konuştuğunu bilmeliyiz.

Hangi içeriklerden etkilendiğini anlamalıyız.

“Benim çocuğum etkilenmez” diyerek rahat edemeyiz.

Çünkü artık çocuklarımızın karşısında sadece arkadaşları veya öğretmenleri yok.

Sosyal medya var.

İçerik üreticileri var.

Algoritmalar var.

Reklam endüstrisi var.

Çeşitli dernekler ve kuruluşlar var.

Uluslararası finansmanlar var.

Ve bunların bazıları çocuklara ulaşmayı hedefleyen çalışmalar yürütüyor.

Ben burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum:

Çocukların cinsiyetsizleştirilmesine yönelik her türlü faaliyete karşı çok dikkatli olmak zorundayız.

Çocukların cinsel kimlik ve cinsiyet konularında yaşlarına ve gelişimlerine uygun olmayan biçimde yönlendirilip yönlendirilmediği araştırılmalıdır.

Bu konuda LGBT propagandası olarak değerlendirilebilecek içeriklerin çocuklara normalleştirilerek sunulmasına da aileler dikkat etmelidir.

Bunu söylemekten çekinmiyorum.

Fakat aynı zamanda bir insanı yalnızca kimliği nedeniyle suçlamak da doğru değildir.

Benim karşı çıktığım şey bir insanın kimliği değil.

Çocuğun hedef alınmasıdır.

Yetişkinlerin özel hayatı değil.

Çocukların istismarı ve yönlendirilmesidir.

Devlet de bu ayrımı yapmak zorunda.

Suç varsa deliliyle ortaya koyacak.

Kim suç işlediyse hesabını verecek.

Kim suçsuzsa kimliği nedeniyle hedef gösterilmeyecek.

Hukuk herkese eşit uygulanacak.

Fakat çocukların korunması konusunda da hiçbir dernek, kuruluş veya işletme dokunulmaz olmayacak.

İşte “Ailem Güvende” operasyonunu bu nedenle önemli buluyorum.

Devletin bu alanı görmezden gelmek yerine üzerine gitmesi gerekiyor.

LGBTİ+ dernekleri dahil olmak üzere faaliyetleri incelenen kuruluşların ne yaptığı ortaya çıkarılmalı.

Yurt dışından gelen paraların tamamı takip edilmeli.

Eğlence mekânlarında uyuşturucu ve fuhuş bağlantıları varsa temizlenmeli.

Çocukların bulunduğu veya çocuklara ulaşan herhangi bir faaliyet varsa çok daha sıkı denetlenmeli.

Bunu yaparken de kimlik üzerinden değil, faaliyet ve delil üzerinden hareket edilmeli.

Çünkü başka türlü bu tartışmanın içinden sağlıklı bir sonuç çıkmaz.

Ben özellikle İsrail konusunda da şunu söylüyorum:

İsrail'in veya başka herhangi bir ülkenin Türkiye'deki gençlere yönelik faaliyetleri olduğuna ilişkin somut bir bağlantı varsa, bunun ortaya çıkarılmasını isterim.

Amerika için de aynı şeyi söylerim.

Almanya için de.

Amsterdam için de.

Hiçbir ülkenin adının geçmesi tek başına suç anlamına gelmez.

Ama hiçbir ülke de sırf yabancı olduğu için denetimden muaf tutulamaz.

Türkiye'nin çocukları üzerinden kim ne planlıyorsa bunu bilmek hakkımızdır.

Ben artık anne babaların da eski rahatlığından çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Çocuğunun elinden telefonu çekip almak çözüm değil.

Asıl çözüm, telefonun içindeki dünyayı tanımak.

Çocuğumuzla konuşacağız.

Onu dinleyeceğiz.

Sorduğu sorulardan kaçmayacağız.

Yanlış gördüğümüz şeyi anlatacağız.

Doğruyu öğretmeye çalışacağız.

Çünkü biz çocuklarımızın yanında olmazsak, onların karşısına çıkan başka insanlar ve başka dünyalar olacaktır.

Ve o zaman iş işten geçmiş olabilir.

Bu nedenle “Ailem Güvende” operasyonunun kararlılıkla sürdürülmesini önemsiyorum.

Uyuşturucuya karşı mücadele edilsin.

Fuhuşun üzerine gidilsin.

Müstehcenlik soruşturulsun.

Çocuk istismarı varsa en ağır şekilde üzerine gidilsin.

Yurt dışı finansmanları incelensin.

MASAK'ın tespit ettiği para hareketlerinin bütün bağlantıları ortaya çıkarılsın.

Derneklerin faaliyetleri şeffaf hale getirilsin.

Ve bütün bunlar hukuk içinde yapılsın.

Çünkü benim derdim kimsenin özel hayatını didiklemek değil.

Benim derdim çocuklarımızın geleceği.

Bir neslin zihninin, duygularının ve değerlerinin kimlerin etkisi altında şekillendiğini bilmek istiyorum.

Bunda utanacak, çekinecek hiçbir şey yok.

Tam tersine, asıl bunu sormazsak çocuklarımıza karşı görevimizi yerine getirmemiş oluruz.

Anne babalar…

Artık biraz daha dikkat.

Çocuğunuzun elindeki telefona değil, telefonun çocuğunuzun zihninde ne yaptığına bakın.

Kimleri izliyor?

Neleri normal kabul etmeye başladı?

Kimlerden etkileniyor?

Hangi içerikler sürekli karşısına çıkıyor?

Bunları bilin.

Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz.

Ve ben açıkça söylüyorum:

Çocuklarımızın geleceği ne Amerika'nın, ne Almanya'nın, ne Amsterdam'ın, ne İsrail'in, ne de herhangi başka bir ülkenin hesabına bırakılabilir.

Kim ne yapıyorsa ortaya çıkarılsın.

Kim para gönderiyorsa bilinsin.

Kim para alıyorsa hesabını versin.

Kim çocuklara ulaşıyorsa faaliyetinin hesabını versin.

Suç varsa cezası verilsin.

Masum olan da suçlu ilan edilmesin.

Ama artık kimse çocuklarımızın üzerinden yapılan tartışmaları “özgürlük” kelimesinin arkasına saklayarak kapatmaya çalışmasın.

Çünkü çocuklarımızı korumak artık tercih değil, mecburiyet.