Esasa bakmıyoruz. İşimiz gücümüz şekil…
O kadar çok ‘akılsız organizasyon’ var ki günümüzde, say say bitmez…
Çok medyatik bir insansınız diyelim –artık ‘adam’ diyemiyoruz, biliyorsunuz-. Çevrenizde işinizi kolaylaştıran birçok elemanınız var. Fotoğrafçı, metin yazarı, çantacı vs. Bu organizasyonda herkes kendi işini yapıyor. Ama iş akışı Marks’ın ‘yabancılaşma’ prensibine benzer bir tarzda yürüyor. Herkes dişlinin bir parçasına baktığı için makineyi göremiyor. Üretim bandı tam anlamıyla farklı işliyor. Mesela yeni birileri programa katılınca önceki ne yapıyorsa aynı yerden devam ediyor…
Ama iş bitince olayın ne kadar saçma olduğu ortaya çıkıyor. Olmaması gereken bir fotoğraf sosyal medyaya verilmiş, yapılmaması gereken bir açıklama sizin üslubunuzla sosyal medya hesabınızdan yayılmış.
Felaket!..
Bu mekanizmaya ‘dur’ diyebilecek ya da diyecek –sıkıysa desin- bir babayiğit olmadığı gibi kepazeliğin sağlaması da yapılamıyor.
Mesela bu işleri kendiniz yapsanız sorun yok. Neden? Çünkü, neyi nasıl anlatacağınızı ancak kendiniz bilirsiniz, değil mi? Ama böyle bir kabiliyetiniz yok! Sosyal medyasız da olmuyor. Olmazsa kıyamet de kopar…
Bu bir akıl işi mi, akıldânelik veya aklın devreden çıkma hali değil mi?
Bu kadar söz israfını neden mi yaptık?
Yukarıdaki modellemeyi son günlerin en tartışmalı ‘dinî’ meselesi üzerinde yeniden kurgulayalım.
Caps’lerle konuşan, anlaşmaya çalışan, algı operasyonu çeken ve bunda da başarılı olan bir güruhun, memleketi İttihat Terakki çizgisine nasıl getirdiğine bir bakalım.
Yıllar boyu ‘iç düşman’ tehdidi olarak inanan kesimi hedef tahtasına koyan…
“Tehlikenin farkında değil misiniz?” diyerek mütedeyyin insanlara karşı öfke çığına manşet taşıyan…
Sonra da bütün bunlardan vazife çıkarıp memleketin tepesine çöken kurmay kafasını nasıl unuttuk?
Ne zaman soğudu terimiz?
Farkına varmadan zihinlerimizi formatlayan bir aygıt veya sistem yeniden harekete geçirilmeye çalışıyor. Eskiden gazete manşetleri ve “dan dan dan” anonslarıyla sunulan televizyon haberleri ile yapılıyordu bu işler. Şimdi ise rezilliği boyu aşmış sosyal medya tetikçiliğiyle…
Bu paylaşımları gören seküler veya inanmış, ateist veya başka bir kesim…
Hemen küfrün kulpuna yapışıyor mu? ‘Hayır’ diyemezsiniz, çünkü paylaşımlar hâlâ ortada…
Demek ki, hedeflerine ulaştı bu servis sağlayıcılar ve onları kiralayan ‘akıl odakları.’
Diyelim ki bir hoca cımbıza müsait bir söz söylemiş olsun. Evinin bir odasında veya küçük bir sohbet grubunda söylediği sözden kime ne? Kaldı ki söz sonuç itibariyle bu noktayı mı işaret ediyor? Toplumun bütün kesimlerine mi çağrı yapıyor? Baktık mı? Sanmıyorum!
Mesela bir yerde farklı düşüncedeki biri başka bir kutsal değerimiz üzerine konuşuyor. Hatta hakaret bile ediyor. Kimsenin kılı kıpırdamıyor.
Ama cımbızlanan cümlenin birkaç kelimesi yüzünden ‘katli vacip’ fermanı çıkarılıyor. Özel alandan alınıp, kamusal alana çıkarılıyor. Hepimize, “böyle saçma bir şey mi olur” dedirtiyorlar.
Gelelim başa…
Şekil yönünden meseleye bakınca esasa giremiyoruz.
Bu ve benzeri örneklerin sayısı arttığı için bir tehlikeye dikkat çekmeye çalışıyoruz.
Yani ‘esas’ın, ‘şekil’den önce gelmesi gerektiğini ifade ediyoruz.
Sakin olalım!..
Hepimiz ama hepimiz sakin olalım…
Aynı tezgâhın kurulmasına bir daha ve asla müsaade etmeyelim…