Bir insanı eleştirmek başka, onun evladının acısı üzerinden hesap sormak başka!

Şarkıcı Atilla Taş’ın kızı Sezen Taş’ın hayatını kaybetmesinin ardından yaşananlar, yalnızca bir babanın tarifsiz acısını değil, sosyal medyada geldiğimiz vicdani noktayı da gözler önüne serdi.
Bir baba evladının ardından feryat ederken, bazı insanların bu acıyı geçmişte söylenmiş sözlerin hesabını görmek için fırsata çevirmesi beni gerçekten derinden üzdü.
Öncelikle şunu açıkça söylemek istiyorum: Ben Atilla Taş’ın geçmişte yaptığı birçok açıklamayı doğru bulmadım. Bugün de bulmuyorum.
Filistin meselesiyle ilgili sözleri, Erol Köse’nin ölümünün ardından kullandığı ifadeler ve özellikle “Ateşin bol olsun” şeklindeki çıkışı benim vicdan anlayışımla bağdaşmıyor. Ölüm üzerinden alay edilmesini, insanların acılarının küçümsenmesini ve nefret dilinin normalleştirilmesini dün de yanlış buldum, bugün de yanlış buluyorum.
Üstelik bunları yalnızca bugün söylemiyorum.
Yapımcısı olduğum televizyon programında Atilla Taş’ın açıklamalarını defalarca haber yaptık. Söylediklerini gündeme taşıdık, eleştirdik ve yanlış bulduğumuz çıkışlarına karşı tavrımızı ortaya koyduk.
Ancak bütün bu eleştirilerimde dikkat ettiğim çok önemli bir sınır vardı: Atilla Taş’ın sözlerinden ve davranışlarından yalnızca Atilla Taş sorumludur.
Ne kızını ne eşini ne de ailesinden herhangi birini onun açıklamalarının muhatabı yaptım. Çünkü bir insanın hatasını ailesine mal etmek ne gazeteciliğe ne de insanlığa sığar.
Bugün de aynı noktadayım.
Atilla Taş’ı eleştirmekten vazgeçmiş değilim. Geçmişte söylediklerini unutmuş da değilim. Ancak kızının ölümünü onun geçmişteki sözleriyle ilişkilendirerek bir cezalandırma gerekçesine dönüştürmeye çalışan anlayışa da sessiz kalamam.
Çünkü suç şahsidir, sorumluluk şahsidir, hesap da şahsidir. Hiçbir evlat, anne babasının hatalarının bedelini ödemek zorunda değildir.
Atilla Taş’ın geçmişte bir başkasının ölümünün ardından kullandığı sözleri nasıl eleştirdiysem, bugün onun evlat acısıyla alay edenleri de aynı kararlılıkla eleştiriyorum.
Bir insanın yanlışını, aynı yanlışı yaparak düzeltemezsiniz.
Sosyal medyada bazı kişilerin Sezen Taş’ın ölümünü “ilahi adalet” olarak yorumlaması ise kabul edilemez.
Size kim verdi böyle bir hüküm verme yetkisini?
Hangi vicdan, genç yaşta hayatını kaybeden bir insanın ölümünü babasının sözlerine karşılık olarak gösterebilir?
Sezen Taş’ın ne günahı vardı?
Babasının siyasi görüşlerinden, açıklamalarından ya da tartışmalarından neden sorumlu tutulsun?
Üstelik burada artık kendisini savunma imkânı olmayan, hayatını kaybetmiş genç bir insandan söz ediyoruz.
Bir babayı sevmiyor olabilirsiniz. Ama onun evladının ölümüne sevinmek, haklı olduğunuzu değil, merhametinizi kaybettiğinizi gösterir.
Atilla Taş’ı yıllardır yakından tanıyan biri değilim. Yıllar önce kendisiyle bir telefon görüşmem olmuştu. Bir televizyon programı ve sosyal medyadaki paylaşımı üzerine arayıp, “Ne yapıyorsun kardeşim, bu tweet nedir?” diye sormuştum.
Bana verdiği cevabı hâlâ hatırlıyorum:
“Eh, girdik bir yola, Allah sonumuzu hayretsin bakalım.”
O gün kendisine fevri davrandığını, çıkışlarının hesapsız ve plansız olabildiğini, daha dikkatli olması gerektiğini söylemiştim. Sonrasında kendisiyle herhangi bir görüşmem olmadı.
Bugün geçmişe baktığımda da aynı düşüncedeyim. Atilla Taş’ın kimi açıklamalarını ölçüsüz, kırıcı ve yanlış buluyorum. İnsanların ölümünün ardından kullanılan sert ifadelerin toplumdaki nefret dilini beslediğini düşünüyorum.
Fakat bir insanın yanlış sözlerini eleştirmek başka, evladını kaybettiği gün o insanın yarasına basmak bambaşka bir şeydir.
Burada sosyal medyada yorum yapanlara da açıkça seslenmek istiyorum:
Dün Atilla Taş’ın bir başkasının ölümüyle ilgili sözlerine tepki gösterip bugün onun kızının ölümü üzerinden alay ediyorsanız, eleştirdiğiniz davranışın aynısını sergiliyorsunuz demektir.
O zaman sizin eleştirinizin ahlaki temeli nerede kalıyor?
Bir insanın acısına saygı göstermek, onun geçmişteki yanlışlarını onaylamak değildir. Merhamet göstermek, eleştirmekten vazgeçmek değildir.

Ben bir televizyon yapımcısı olarak geçmişte Atilla Taş’ın açıklamalarını nasıl haber yaptıysam, bugün de aynı eleştirel mesafeyi koruyorum. Ancak gazeteciliğin yalnızca yanlışları göstermek değil, gerektiğinde vicdanın sesini duyurmak olduğuna da inanıyorum.
Sezen Taş’ın ölümüne ilişkin adli süreçte ortaya çıkacak gerçekleri değerlendirmek hukukun ve yetkili makamların işidir. Kesinleşmemiş bilgiler üzerinden hüküm vermek, hele bir ölümü siyasi ya da kişisel hesaplaşmaya dönüştürmek kimseye yakışmaz.
Atilla Taş kendi sözlerinin sorumluluğunu taşır. Başkaları da kendi söylediklerinin sorumluluğunu taşımalıdır.
Bugün sosyal medyada acımasız yorumlar yapanların da bunu unutmaması gerekir.
Benim bu konuda söylemek istediğim özlü söz şudur:
“Bir insanın sözlerinin hesabı kendisinden sorulur; evladının mezarından değil. Başkasının acısıyla hesaplaşan, haklılığını değil vicdanını kaybeder.”
İşte bütün mesele budur.
Atilla Taş’ı eleştirebilirsiniz. Ben de eleştirdim, yine eleştiririm. Ancak bir babanın evlat acısını geçmişteki sözlerinin cezası gibi göstermeyi asla doğru bulmam.
Çünkü o cenazede ne siyasi görüşlerin ne sosyal medya tartışmalarının ne de geçmiş hesaplaşmaların yeri vardı.
Orada gencecik yaşta hayatını kaybetmiş bir evlat ve onun ardından yıkılmış bir baba vardı.
Son sözüm hem Atilla Taş’a hem de sosyal medyada acımasız yorumlar yapanlara:
Ölüm üzerinden konuşurken sözünüzü tartın. Bugün başkasına yönelttiğiniz acımasızlık, yarın sizin de kapınızı çalabilir.
Allah hiçbir anne babaya evlat acısı yaşatmasın.
Ve Allah hiçbirimizi, sevmediğimiz bir insanın acısına bile merhamet gösteremeyecek kadar vicdansızlaştırmasın.