Ah be kardeşim! Söylemeyeyim diyorum ama bazı meseleler var ki insanın susası gelmiyor. Hele ki söz konusu bir cenaze olunca…

Whatsapp Image 2026 10 11 At 11.36.25

Sevgili İpek Tanrıyar, bu kez sana söyleyeceklerim var!

Necla Uygur, 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. Nejat Uygur gibi Türk tiyatrosuna damga vurmuş bir ustanın hayat arkadaşı, Süheyl ve Behzat Uygur’un annesi son yolculuğuna uğurlandı. Böyle bir günde konuşulması gereken, geride bıraktığı hatıralar, ailesinin acısı ve sanat dünyasına kattıkları olmalıydı. Peki, ne oldu? Cenaze töreninin önüne senin kıyafetin geçti!

Sevgili İpek, burası bir davet, bir gala değil. Bir cenazedeydin!

İnsan böyle bir ortama giderken nerede olduğunu, hangi acıya ortak olduğunu ve nasıl bir yerde bulunduğunu düşünmek zorunda. Sen de başını örtmüşsün. Demek ki törenin hassasiyetini gözetmiş, buna uygun davranmayı düşünmüşsün. Peki, o zaman göğüs dekoltesi neden? Madem böylesine hassas bir ortamda bulunacağının farkındaydın, kıyafetinin tamamını bu hassasiyete göre seçmek çok mu zordu?

Kimse senden gösterişli bir hazırlık beklemiyor. Tam tersine, böyle günlerde sadelik ve ölçü bekleniyor. Biraz daha özen gösterseydin, daha kapalı ve sade bir kıyafet tercih etseydin ne kaybederdin? Hiçbir şey! Aksine, hem merhumeye hem de acılı ailesine duyduğun saygıyı daha doğru bir şekilde göstermiş olurdun.

İşin en üzücü tarafı şu: Necla Uygur’un cenazesi konuşulması gerekirken gündem bir anda senin dekoltene döndü. İnsan ister istemez hayıflanıyor. Böylesine anlamlı bir günde hatırlanması gereken isim, ne yazık ki kıyafet tartışmasının gölgesinde kaldı.

Gelelim bir de bu tartışmaların ardından yaptığın açıklamaya sevgili İpek!

Whatsapp Image 2026 10 11 At 11.36.26

Beylikdüzü’nden cenazeye yetişebilmek için motosikletle geldiğini, kıyafetinin düğmelerinin yolculuk sırasında açılmış olabileceğini söylemişsin. Bir de “Keşke biri beni uyarsaydı, hemen düzeltirdim. Bu bilinçli bir tercih değildi” diyerek üzüntünü dile getirmişsin.

Şimdi İpekçiğim, tamam, hadi inanalım. Motosikletle geldin, acele ettin, düğmelerin yolda açıldı. Olabilir mi? Elbette olabilir. İnsanlık hâli, hepimizin başına beklenmedik şeyler gelebilir.

Ama insan motosikletten indikten sonra hiç mi üstüne başına bakmaz? Hiç mi kıyafetini kontrol etmez? Bir düğmem açılmış mı, üzerimde bir terslik var mı diye hiç mi düşünmez?

Üstelik sıradan bir yere değil, cenaze törenine gidiyorsun. Böyle bir ortamda insanın kendisine biraz daha dikkat etmesi gerekmez mi?

Bir de “Keşke biri beni uyarsaydı” demişsin.

Ah sevgili İpek, işte tam da burada başka bir mesele çıkıyor karşımıza!

Biz öyle bir döneme geldik ki artık birine hatasını söyleyen, uyaran, iyi niyetle bir eksikliği gösteren insan bile suçlu durumuna düşebiliyor.

Birine “Kıyafetiniz açılmış, isterseniz düzeltin” desen, alacağın tepkinin ne olacağını kestiremiyorsun. İyi niyetle uyarıyorsun, belki de karşındaki insan bunu yanlış anlayacak, sana tepki gösterecek. İnsanlar artık birbirlerini uyarmaya bile çekinir hâle geldi.

Şimdi sen o şekilde bir ortama girmişsin. Oradaki insanlardan birinin seni uyarmasını bekliyorsun. Peki, o insan senin nasıl bir tepki vereceğini nereden bilsin? Belki de kıyafetini bilerek öyle tercih ettiğini düşünecek. Belki seni mahcup etmek istemeyecek. Belki de özel alanına müdahale etmiş gibi görünmekten çekinecek.

Kaldı ki sevgili İpek, söz konusu olan senin göremeyeceğin bir yerdeki kıyafet kusuru da değil. Pantolonunun arkasında, fark etmenin zor olduğu bir sökükten bahsetmiyoruz. Kıyafetinin önündeki düğmelerden söz ediyoruz. İnsanın aşağıya doğru bir bakışla fark edebileceği bir durum bu.

Yani burada bütün sorumluluğu “Keşke biri beni uyarsaydı” diyerek başkalarına yüklemek bana pek doğru gelmiyor.

Elbette birisi fark edip seni uyarsaydı iyi olurdu. Ama insanın kendi kıyafetini kontrol etmesi de öncelikle kendi sorumluluğudur. Hele ki cenaze gibi hassas bir ortama girerken…

Bak İpek, ben senin bunu bilerek yaptığını söylemiyorum. Açıklamanın doğru olmadığını da iddia etmiyorum. Ama yapılan açıklamanın insanın aklındaki bütün soru işaretlerini ortadan kaldırmadığını da söylemek zorundayım.

Çünkü bazen bir hatanın kendisinden çok, o hatanın ardından yapılan açıklama insanı düşündürüyor. “Fark etmedim, gözümden kaçmış, keşke daha dikkatli olsaydım” demek bana göre çok daha anlaşılır olurdu.

Sosyal medyada yapılan yorumları da gördüm. Kimileri bu tercihin bilinçli olduğunu, uzun süredir gündemde olmayan bir ismin konuşulmak istediğini öne sürüyor. Ben bu iddialara katılmıyorum. Bir insanın kıyafeti üzerinden niyet okumak doğru değil. Belki gerçekten fark etmedin, belki de tercihinin bu kadar büyük tepki çekeceğini düşünmedin. Ancak niyetin ne olursa olsun, ortaya çıkan tartışmayı da görmezden gelemeyiz.

Çünkü bazı ortamlarda ne giydiğiniz, yalnızca kişisel bir tercih olmaktan çıkar; bulunduğunuz yere gösterdiğiniz saygının da bir parçası olarak değerlendirilir.

Üstelik mesele yalnızca İpek Tanrıyar’dan ibaret değil. Son dönemde cenaze törenlerinde gördüğümüz bazı görüntüler beni gerçekten rahatsız ediyor. Acılı bir ailenin yanında, son görevini yerine getirmek için orada bulunması gereken insanlar yerine, kimi zaman kıyafetiyle, kimi zaman makyajıyla, kimi zaman da fotoğraf çekme telaşıyla öne çıkan kişilere rastlıyoruz. Cenazeyi bir magazin malzemesine dönüştürmek, yaşanan acının ruhunu anlamamak demektir.

Elbette herkesin giyim tercihi kendisine aittir. Ancak her yerin, her anın bir ağırlığı vardır. Bir galada, bir davette ya da bir eğlence ortamında tercih edilebilecek kıyafetle cenazeye giderken seçilecek kıyafet aynı hassasiyetle değerlendirilmez. Hele ki İslamî geleneklere uygun bir cenaze törenine katılıyorsanız, hem örtünme hem de sadelik konusunda daha dikkatli davranmanız beklenir.

Cenazeye katılmanın amacı dikkat çekmek değil; dua etmek, helallik dilemek, merhumeyi son yolculuğunda uğurlamak ve acılı aileye destek olmaktır. Oraya gelen insanların kıyafetleriyle gündem oluşturması değil, varlıklarıyla aileye güç vermesi gerekir.

Ben de elimden geldiğince tanıdığım sanatçıların ve kamuoyunun yakından bildiği isimlerin cenazelerine katılmaya özen gösteriyorum. Çünkü bunun bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Böyle bir ortamda insanın kendisini değil, kaybedilen canı ve geride kalanların acısını düşünmesi gerekir.

İpek Tanrıyar, keşke bu tartışma hiç yaşanmasaydı. Keşke Necla Uygur’un cenazesinden geriye senin kıyafetin değil, onun sanat dünyasındaki yeri ve ailesine duyulan saygı kalsaydı. Seni hedef göstermek için değil, yapılan tercihi ve ardından gelen açıklamayı doğru bulmadığımı açıkça ifade etmek için yazıyorum.

Son sözüm şu: Cenazeler dikkat çekme yeri değil, saygının ve insanlığın sınandığı anlardır. Kadın ya da erkek fark etmez; böyle törenlere katılan herkesin bulunduğu ortamın manevi ağırlığını gözetmesi gerekir. İnsan bazen yalnızca bir kıyafet seçmez, aynı zamanda o ana nasıl yaklaştığını da gösterir.

Biraz daha özen, biraz daha hassasiyet… İnanın, kimseyi incitmeden, kimsenin dikkatini üzerine çekmeden de son görevinizi yerine getirebilirsiniz.

Ve sevgili İpek, bazen mesele bir düğmenin açılması değildir. Mesele, o düğmenin açıldığını fark edecek kadar bulunduğun ortama özen göstermektir.

Keşke bu ayrıntı atlanmasaydı. Çünkü bugün konuşulması gereken senin dekolten ya da motosiklet yolculuğun değil, Necla Uygur’un ardında bıraktığı büyük mirastı.