1990’lı yıllardan bu yana dünyanın birçok ülkesinde sık sık gündeme gelen bir tartışmanın adı “Chemtrail” yani “kimyasal püskürtme”.

Bu tartışmada bilimsel tartışmanın yanı sıra sosyolojik bir “Acaba?” sorgulaması da devam ediyor. Bu teoriyi savunanlar, uçaklar ya da HAARP donanımı ile atmosfere çeşitli kimyasal maddelerin enjekte edildiğini ifade ediyorlar. Bu uygulamanın iklimi değiştirmeye, atmosferin ozon delinmesine engel olmaya, nüfus kontrolü, kimyasal belirli alan kirlenmesini amaçlayan kimyasal bir silah olarak kullanılma gibi amaçlar ile yapıldığını iddia ediyorlar.

Alüminyum tuzları, Baryum oksit, civa bileşikleri, stronsiyum, lityum ve bileşikleri gibi birçok kimyasalın bu yöntemle atmosfere salındığı ve oluşan bulutların görevini yaptıktan sonra yeryüzüne indiği konusunda binlerce yayın ve iddia var. Bu kimyasalların neredeyse tamamı insan ve canlılar için oldukça zehirli ve kanser yapma şansları yüksek.

Bu teori devletler tarafından asla kabul edilmiyor. Yayının ya da bulgunun deklare edildiği her ülkede ilgili devlet kurumları asla böyle bir şeyin olmadığını, atmosferde oluşan uçak izlerinin, su buharının donması ile oluştuğunu söyleyip duruyorlar. İlginçtir konu ile ilgili veriler hemen yapılan ikinci kontrolde ya normal sınırlarda saptanıyor ya da cihaz arızaları suçlanıyor. Bu konuda konuşanların iddiaları hiçbir şekilde devlet otoriteleri tarafından değerlendirilmiyor.

2020 yılında Covid-19 salgınının hemen ardından yaşanan tartışmalar, virüsün laboratuvar kaynaklı olduğunun düşünülmesi, aşılama çalışmaları ile ilgili ciddi sorunların saptanması, virüsün neredeyse sadece yaşlılar üzerinde öldürücü etkisi olduğu söylenip bazı organizasyonlar ya da devletlerin biyolojik ya da kimyasal savaş silahları konusunda çalıştığının düşünülmesine sebep olmuştu. Ülkelerde bu konuda sorulan soruların da hiçbirine gerçek anlamda cevap verilmemişti.

İran İsrail savaşı sırasında ülkeler arasındaki hava koridorları bir süre kapanınca bu uygulamanın yapılamaması bize dolu barajlar, iyi yağmur ve iklim koşullarının daha bereketli hale gelmesi olarak döndü. Bu iddia devlet otoritelerine sorarsan asla doğru değil, öyle denk gelmiş(!).

Akdeniz, Basra körfezinden ayrılmayan Amerikan araştırma gemileri, Orta doğu, Orta Asya ve etraf coğrafyalar, Avrupa hariç çok yoğun sivil ve askeri hava trafiği savaşın etkisi ile bu alanları terk edince meteorolojik önemli değişiklikler oldu. Bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada yazın ve kışın salgınlar yaratan hastalık bulaşlarının azaldığını bizzat hekimler söylüyor. Su ve hava kalitesi ile ilişkili hastalıklarda azalmalar olduğunu düşünüyorlar. Tabii ki bu da rastlantı (!) İlginç bir şekilde binlerce füze ve savaş materyalinin yarattığı kirlenmeye rağmen atmosfer hareketleri daha doğal bir mecrada devam ediyor. Yıllardır kar yağmayan yerlere kar yağıyor, yağmur rejimi olumlu olarak değişiyor, kuraklık azalıyor, su kaynakları daha güçlü doluyor. Tabii ki bu da tamamen rastlantı (!)

Dünya üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen ülkelerin, düşman gördükleri ülkeleri kuraklaştırması, kimyasal kirlenme ile yavaş yavaş o ülke vatandaşlarını yok etme fikrine olumsuz bakacaklarını düşünmek ahmaklıktır.

Daha bağımlı, daha kontrol edilebilir bir dünya için yapamayacakları şey yoktur bu ülkelerin. Amerika Japonya’ya atom bombasını atarken, Vietnam’da napalm bombalarını kullanırken, Irak kimyasal silah kullanırken ve en son İsrail misket bombaları ve konvansiyonel kimyasal karışımlı bombaları Filistin’in Lübnan’ın üzerine atarken sizce orada insan olduğunu, o ülkenin kimyasal ya da radyasyon ile kirleneceğini düşünmüş müdür? Asla, onlar güç için insani tüm değerlerini bir kenara bırakabilir.

Peki, bu kadar güç için acımasız olan devletler ya da teşkilatlar eğer böyle bir olasılık var ise sizce kullanmaz mı? İşte bu sorunun cevabını verebilen herkes için “Chemtrail” aksi ispatlanana kadar gerçektir. Ülkemizin de bu konuda dikkatli olması, hava sahasını çok dikkatli takip etmesi gerekir. Bu yeni savaş konsepti ciddi insan kayıplarına, açlığa ve ciddi sakat kalmalara sebep olacak riskler taşıyor. Sağlık eğitiminde, güvenlik stratejilerinde bu konuda güncelleme yapmak şarttır. Bu konu devlet sırrı haline gelebilir, bu nedenle devlet vatandaşı için olası riskler için her önlemi almak zorundadır.

Bu olayın gerçek ya da şehir efsanesi olması konusu ile milli güvenlik refleksinin hiçbir ilişkisi yoktur.