Geçen gün yayımlanan yazımda “Susurluk” dosyasını açmış ve birtakım sorular sormuştum. 1996 yılında Susurluk’ta meydana gelen kazada Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ ve Gonca Us hayatını kaybetmiş Milletvekili Sedat Edip Bucak yaralanmıştı. Bu kazadan hemen sonra Türkiye’de siyaset, istihbarat mafya(!) ilişkisi sorgulanmış, 3 adet Susurluk raporu ile konu aydınlatılmaya çalışılmıştı. 1. rapor Sönmez Köksal tarafından imzalanmıştı. 17 Kasım 1996’da Başbakanlığa arz edilen bu raporda 4 kişinin nasıl bir araya geldiğinden bahsedilirken “Yapılan araştırma sonucunda kazaya karışan şahıslara ilişkin olarak, resmi görevli şahısların görevlerinden kaynaklanan doğal irtibatları dışında, bugüne kadar birbirleriyle, olay ve sonrasındaki iddialar doğrultusunda iltisakları bulunduğu yolunda herhangi bir bilginin kurumumuza intikal etmediği görülmüştür. Buna karşın basında yer alan bilgilerle mütalaa edildiğinde, iddialarda isimleri geçen şahıslar arasında Tansu Çiller, Özer Çiller, Mehmet Ağar, Haluk Kırcı, Sedat Bucak, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Hüseyin Baybaşin ile halen ölü bulunan Abdullah Çatlı, Ahmet Cem Ersever ile Tarık Ümit önem arzetmektedir.” Şeklinde bir açıklama vardı.

Raporda “Tansu Çiller Gizli Örgütü” diye bir örgütten bahsedilirken bir kişinin ismi sanki bilinçli olarak örtülmüştü. Bu kişi Fettullah Gülen’di. Gülen’in Turgut Özal’ı maddi olarak desteklediği, ardından MÇP’ne ve sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu’na destek verdiği iddiası bu raporda yazılmıştı ve bizzat MHP ve Muhsin Yazıcıoğlu, Fettullah Gülen üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştı. İlerleyen yıllarda FETÖ örgütünün Muhsin Yazıcıoğlu’na yaptığı suikastı değerlendirince MİT içerisinde o zamanlarda da bu örgütün elemanlarının olduğunu daha iyi anlıyoruz. Nitekim iddialar kısmında bu ilişkiler karşı propaganda amacı ile kullanılmış ama Fettullah Gülen’in öne çıkıp görünür olmasına bir el engel olmuştu.

Bu rapordan kısa bir süre sonra 27 Mayıs 1997’de 2. Susurluk raporu yayımlandı. Kutlu Savaş tarafından hazırlanan bu raporda Susurluk anlatılırken Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesinde PKK terörü, kaçakçılık üzerinde durulmuş ve özel Harekât gruplarının bu bölgelerden batıya geldikten sonra bir takım yasa dışı işlere girdikleri konusunda iddialar belirtilmişti. Kutlu Savaş’ın bu raporunda Fettullah Gülen’den hiç söz edilmemiş ve istihbarat içi bir mücadelenin olduğu iddia edilmişti. Bu rapordan sonra bu iki raporun birbiri ile çelişkili olduğu saptanınca TBMM 3. kez bir rapor daha hazırladı. Mehmet Elkatmış başkanlığında hazırlanan 1998 yılında sunulan bu raporda da her iki rapora benzer birtakım bilgiler ve yasadışı hale gelmiş istihbarat elemanları ile özel birliklerin eylemlerinden bahsedilmekteydi. Bu iddiaların hepsi Susurluk’ta bir araya gelen dört kişiden çok olayların neden cereyan ettiği konusundaydı. Asla konuşulmayan ve raporlara yazılmayan şey ise kazanın oluşu, kaza sonrasında meydana gelen gelişmelerdi. Aslında kazanın meydana gelmesi ve sonrasındaki birkaç saat iyi analiz edilseydi bu dosyanın üstünü kapatan kişilere de ulaşılabilecekti.

Üzerinden 30 yıl geçmiş bir dosyanın üzerinde durma sebebim eksik kalan parçaların tekrar değerlendirmeye alınması içindir. Yeni bir değerlendirmede olayın oluş biçimi, sonrasında meydana gelen gelişmeler gün yüzüne çıkarılırsa hem devlet hem emniyet hem de istihbarat zan altından çıkabilir. Susurluk’ta gerçekleşen bu kazanın anlaşılması ile aslında 50 yıldır devlet içerisine sızmış bir takım organize suç örgütlerinin gerçekte kimler tarafından yönetildiği, bu örgütlerin Türkiye’ye verdiği zararları da ortaya çıkarmamıza sebep olabilir.

Siyaset kurumunun çeşitli sebepler ile bu konuyu siyaset malzemesi yapması için artık süre geçmiştir. Artık zaman gerçeklerin ortaya konulması için uygun zamandır. Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek üç araştırma raporunda ortaya konulamayan gerçeklere ulaşırsa Türkiye’nin son 50 yılını çok net anlayabilme şansımız olur.

Fettullah Gülen Örgütünün 2015’ten sonra ele geçirilen yazışmaları ve belgelerinde bu olay ile ilgili bir bilgi ve belge varmıdır? Daha başka sorularımız da olacak ama şimdilik bu dosyayı yeniden incelemeye almak en öncelikli talebimizdir. Bugüne kadar yapılan en büyük yanlış, olayın olduğu an ve sonrasının neredeyse hiç araştırılmamasıdır. Birkaç gün öncesi, olay anı ve hemen sonrasındaki yarım saatlik periyodun titizlikle incelenmesi gerektiğine inanıyorum. Hele bir başlayalım sonrası kolay.