Yeni Türkiye’de ilk kez yerel seçimlere ittifaklarla giriliyor. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri öncesi başlayan AK Parti ve MHP de yer aldığı Cumhur İttifakı yerelde de güç birliği yapacak. Görünen o ki Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı BBP ittifakın dışında kaldı.

Büyük Birlik Partisi’nin stratejisi elbette ki Cumhur İttifakı’na bağlı kalmak üzerine. Genel Başkan Mustafa Destici bunu defalarca açıkladı. Ancak, siyasi bir parti olmanın sorumluğu gereği de kendi adayları ile yerel seçimlere girme çalışmaları yürüttükleri biliniyor. Bu çerçevede İstanbul ve Ankara’da önemli isimlerle çıkmaya hazırlandığını da söyleyebiliriz. Ancak, bu isimlerle henüz anlaşmaya varıldığına dair bir ses de yok.

BBP kendi adayları ile çıkacağı yeni sistemin ilk yerel seçimlerinde kendi gücünü de test etmiş olacak. Bunun bilinciyle de en iyi adaylarla yola çıkma çalışmalarını yürütmesi gayet doğal. BBP özellikle Ankara’da etkili bir ismi aday göstermeyi başarırsa bu Cumhur İttifakı ile aday olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki’ye yaramayacağı kesin.

Muhalefet cephesinde ise CHP ve İyi Parti yine 24 Haziran seçimleri öncesi başlattıkları Millet İttifakı ile seçimlere girecek. Bu cephede de Saadet Partisi yerelde ittifakın dışında kalan parti oldu.

Her iki ittifakta da küçük görülen partiler dışarıda kaldı ya da bırakıldı. Saadet Partisi’nin de yeni sistemin ilk yerel seçiminde önemli başarı elde etmenin çalışmalarını yürüttüğünü söyleyebiliriz. Etkili isimler üzerinde önemli görüşmeler yapıyor. SP özellikle AK Parti saflarında etkili olmuş ancak dışarıda kalmış isimler üzerinde yoğunlaştı. SP’nin önem verdiği birkaç noktada bu isimlerle seçime girmeyi başarması halinde de dengeler değişebilir.

Bir de ağızlarda sakız haline getirilen HDP seçmeni sözü var. Seçmeni peşinen kategorize etmek doğru bir tabir olmadığını düşünüyorum. AK Parti seçmeni sözünü de doğru bulmadığım gibi…

Seçmen adı üstünde seçen demek. Şu ya da bu partiyi seçmekle görevli birey demek değildir. Dün beğendiğini, seçtiğini bugün beğenmeyebilir, seçmeyebilir. Dün CHP’ye oy veren seçmenin içinden bazıları bugün AK Parti’ye oy verebilir. Aynı kural AK Parti ‘den CHP’ye de geçebilecek oylar için geçerlidir. Bu mümkün değil diyenler ya siyaseti bilmiyorlar ya da kendilerini kandırıyorlar. Özellikle yerel seçimlerde adaylar öne çıkar.

Bu nedenle her siyasi parti, seçmenin tamamından ne kadar oy alırsa o kadar iyidir mantığı güder. Öyle olmalıdır da…. Seçmen hedef kitlesine belirli kesim olarak bakan siyaset eksik bir siyasettir. Zaten siyaset, insanlara hizmet etme yolu ise ki öyle, en iyi hizmeti ben veririm mantığı ile hareket edilmesi gerekmiyor mu?

Terörü veya şiddeti destekleyen siyaset zaten siyaset olamaz. Bu yönde siyasi partiler de hukuken seçime girmemeleri gerekir. Terörle mücadele içinde önemli başarılara imza atan ve önemli süreçten geçen bir Türkiye’de eğer terör örgütü emri ve iş birliği ile hareket eden bir parti varsa, milletin bu partiye neden oy verdiğini sorgulamak yerine, bu partiyi kapatıp milleti bu beladan kurtarmak gerekmez mi? Hem teröre destek veren partileri seçime sokup hem oy verenleri suçlamak doğru bir yaklaşım değildir.

Bazı şeyler milletin kafasını karıştırıyorsa, öyle durumdaki bir seçimde beklenmedik sonuçlar da ortaya çıkması normal görülmelidir. Bence bu seçimde beklenmedik sonuçlar ortaya çıkacaktır. Partilerin belediye meclis üyelikleri ile başkanların aldıkları oylara dikkatinizi çekiyorum. Arada çok fark olacağı kanaatini taşıyorum.

Selam ve dua ile…