Anladığında hissedersin, anlayamadıklarını. Anlamak, bakmak ve görmek arasındaki farkta saklıdır. Ve anlamaya başladığında yüzleşir insan kendi ile.

Müslüman dininin yaşama, anlama ve anlatma biçimindeki bütünlükle hayranlık uyandırmalı. Bu özgüven tablosunda, dünyaya geliş gayesini hatırlayıp, tevekkül etmek, insan oluşun sırrına açılmaktır.

Birbirinizi anlar gibi yapmayın, anlayın. Seni en iyi ben anlıyorum diyenlerin, duygu sömürüsüne izin vermeyin. Dil anladığını, hal anlamadığını iddia ediyorsa, oradan uzaklaşın.

Birbirimizi eleştirmek gafleti bizi dibe çeker. Yorgun ruhlarımızı yanlışlarla beslemektir huzursuzluğun adresi. Geç kalmış bir anlam rüzgârı uçuruma sürükler. Anlamanın zenginliği ile sevmeye, sevilmeye o kadar ihtiyacımız var ki! Neden kendimize kördüğümden duvarlar ördüğümüzü düşünüyor muyuz? Anlam bağı güçlü olan insan korkusu, ürkekliği ve hırsları ile de yüzleşmeli…

Duygusal dünyamızın dili, realiteden uzaklaştıkça yön kaybı başlar. Anlamlarla süslenmiş, bir yağmur ev, tahayyül etmiyorum. Bilakis anlamanın kendisi ile gölgelenmeyi görmek istiyorum. Sevginin yalan ile kirlenişini, güçlünün güçsüzü ezişini, kibrin gözü kör edişini yüzleşmeye kaydedip, izletmek istiyorum insanlığını yitirmişlere. Görselde anlama biçimi, katılaşan kalbi daha hızlı çözdürür mü?

Yemen’de Afrika’da açlıktan ölen bebeklerin, gerçeği ile yüzleşmek içimizi yaksa da susuyoruz. Dualara konuştuğumuzu ruhumuza değen ruhlardan başka bilen yok. Sessizliğin köprüsünde asılı kalmak, ölümün ara yüzü değil mi? Savaşın sesinde büyüyen çocuklar, insanlığın acımasız ikliminde kolu kanadı kırık, yarım nefes alırken içimizdeki merhametle anlaşabiliyor muyuz?

Herkes kendi doğrusu ile tartıyor, ekiyor, biçiyor. Oysa tek bir doğruda tarif edilmedi mi iyilik. Bizi, bize kırdıran gücü anlamak için, biz olmayı anlamanın vakti gelmedi mi?

Anlamak, his dünyasının netliğidir. Eskilerin adab- ı muaşerete verdiği önemi anlayamayacak kadar uzaklaştık eskiden. Nezaket, incelik, ruha yakınlık gibi özü temsil eden kavramlara yabancıyız. En kaba yanımız oldu birbirimizi anlamamak yine de şikâyetçi değiliz bundan

Teknolojinin gelişmesi ile anlaşılmanın çoğaldığı çağda, anlamayı yitirdik ‘Hayata beraber başladığımız/dostlarla da ayrıldı bir bir/gittikçe artıyor yalnızlığımız’ diyen Cahit Sıtkı’nın dizeleri ile yalnızlaşıyoruz.

İlk kopukluk ailede başlıyor. Kendi ile problemi olan baba, çocuğuna ne kadar örnek olabilir. İletişim eksikliği, sevgisizlik kapısını açar. Ailesi, sevdikleri ile yakın bir bağ kuramayanlar, anlayamama esareti ile ömrü sonlandırırlar.

Deleuze ‘Anlamın Mantığı’ adlı kitabında, anlamsızlığı irdelerken dışlama ilkesinden uzak duruşu vurgulamıştır. Anlayamadığımız yerde durma eylemi de anlamaya yüklediğimiz saygıdır.

“Bana söylersen unutabilirim. Gösterirsen anlayabilirim. Âmâ beni de katarsan anlayabilirim” Kızılderili sözü ile anlamayı bırakıyorum masanıza

Anlamanın güzelliğiyle…