Bir zamanlar mafyayı tanımak kolaydı.
Kabadayıları vardı, mekânları vardı, korumaları vardı. Haraç toplar, kumarhane işletir, çek-senet tahsil eder, uyuşturucu sevkiyatından pay alırlardı. Suç dünyasının parası da büyük ölçüde nakitti. Bavulla taşınır, kasada saklanır, gayrimenkule yatırılırdı.
Bugünün suç ekonomisi ise bambaşka.
Artık karşınızda yalnızca belinde silah taşıyan bir mafya mensubu yok. Elinde telefon olan bir bahis yöneticisi, sosyal medyadan eleman bulan bir çete, banka hesabını birkaç bin liraya kiralayan bir genç, kripto cüzdanlar arasında para gezdiren bir aracı, paravan şirketler ve görünürde son derece “normal” ticari işletmeler var.
Ve devlet belli ki artık yalnız adamların peşinden değil, paranın peşinden gidiyor.
İşte asıl değişiklik burada.
En son İstanbul merkezli 20 ilde yapılan operasyonda, 12 ayrı “yeni nesil” organize suç yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirtilen 178 şüpheli adliyeye sevk edildi. Emniyetin tespitlerine göre bu yapıların liderlerinden bazıları yurt dışında bulunuyor; internet ve sosyal medya örgütlerin haberleşmesinden eleman teminine kadar yeni faaliyet alanları yaratıyor.
Aynı gün Tekirdağ Çerkezköy merkezli yasa dışı bahis soruşturmasında ortaya çıkan rakam ise meselenin büyüklüğünü gösteriyor: Sadece 14 şüpheliyle bağlantılı hesaplarda 2 milyar 302 milyon lirayı aşan işlem hacmi tespit edildi. 14 internet sitesine de erişim engeli getirildi.
İki milyar üç yüz milyon lira!
Mesele artık “üç beş kişinin internetten bahis oynatması” değildir.
Karşımızda kendi ödeme sistemini, insan kaynağını, banka hesaplarını, dijital altyapısını ve para transfer zincirini kurmuş bir yeraltı ekonomisi var.
Üstelik yalnız bahis de değil.
Haziran ayında İstanbul merkezli dokuz ilde yapılan başka bir kara para soruşturmasında, yasa dışı bahis ve kumardan elde edildiği değerlendirilen paranın şirketler üzerinden finans sistemine sokulduğu ve yurt dışına aktarıldığı iddia edildi. MASAK raporlarının da kullanıldığı soruşturmada incelenen şirketlerin toplam işlem hacminin yaklaşık 30 milyar liraya ulaştığı açıklandı.
Şimdi taşlar yerine oturuyor mu?
Son aylarda neden bir gün bahis baronlarına, bir gün uyuşturucu şebekelerine, bir gün sosyal medya üzerinden servet gösterisi yapanlara, ertesi gün organize suç örgütlerine operasyon yapıldığını buradan okumak gerekiyor.
Çünkü bunlar birbirinden bağımsız dünyalar değil.
Suçun ürettiği paranın aklanması gerekir.
Uyuşturucudan gelen para sisteme girmek ister. Bahisten gelen para sisteme girmek ister. Dolandırıcılıktan gelen para sisteme girmek ister. Haraçtan, tefecilikten, kaçakçılıktan elde edilen para sisteme girmek ister.
Ve bir noktadan sonra o para kendisine bir meşruiyet kostümü arar.
Bir şirket olur.
Bir restoran olur.
Bir kuyumcu olur.
Bir gayrimenkul olur.
Bir otomobil filosu olur.
Bazen de düğünde insanların gözüne sokulan deste deste banknot olur.
Geçtiğimiz günlerde konuştuğumuz aşiret düğünleri, sosyal medyada sergilenen milyonluk otomobiller, genç yaşta açıklanamayan servetler meselesinin önemini de tam burada görmek gerekiyor. Her büyük düğün suç değildir, her pahalı otomobil kara para değildir, her zenginlik şüpheli değildir. Ama kamu otoritesinin sorması gereken soru son derece basittir:
Bu para nereden geldi?
Çünkü modern devlet artık yalnız suçluyu yakalamaz.
Parayı takip eder.
MASAK'ın, bankacılık sisteminin, Siber Suçlarla Mücadele birimlerinin, organize suç polisinin ve savcılıkların aynı dosyanın farklı uçlarından çalışmasının önemi budur.
Mayıs ayında 16 ilde yapılan bir başka operasyonda MASAK incelemesi sonucunda şüphelilerle bağlantılı 3,5 milyar liralık hesap hareketi tespit edilmiş, 24 taşınmaza, 16 taşınıra ve 1060 banka hesabına el konulmuştu. Şüphelilere yöneltilen suçlamalar ise yeni suç ekonomisinin adeta fotoğrafıydı: yasa dışı bahis, uyuşturucu ticareti, tefecilik, silah kaçakçılığı, dolandırıcılık ve haraç.
Geçmişte Türkiye organize suçla mücadelede çoğu zaman örgütün silahlı kanadını hedef aldı.
Bugün ise yapılması gereken daha ağır bir iş var:
Suç örgütünün muhasebesini çökertmek.
Çünkü bir tetikçiyi tutuklarsınız, yerine başkası bulunabilir.
Bir bahis sitesini kapatırsınız, ertesi sabah başka isimle açılabilir.
Bir uyuşturucu kuryesini yakalarsınız, yerine yenisi gönderilebilir.
Ama para transfer ağını keserseniz, banka hesaplarını dondurursanız, mal varlığına el koyarsanız, şirket zincirini çözerseniz, kripto çıkışlarını takip ederseniz, örgütün oksijenini kesersiniz.
İşte bu yüzden son operasyonlara yalnız “polis 178 kişiyi yakaladı” diye bakmamak gerekiyor.
Türkiye çok daha büyük bir kavganın içinde.
Bir tarafta sosyal medyayı insan devşirmek için kullanan yeni nesil çeteler, internet üzerinden milyarlarca liralık bahis ağı kuran yapılar, banka hesabını kiralayan “hesapçılar”, parayı kriptoya çeviren aracılar ve suç gelirini legal ekonomiye sokmaya çalışan profesyonel ağlar var.
Diğer tarafta ise devletin mali istihbaratı, polisi, jandarması, savcısı ve dijital takip kapasitesi.
Yıllarca suç dünyasının en büyük gücü şuydu:
Parayı kazanıyorlardı ve o parayı bir şekilde temizleyebiliyorlardı.
Eğer bugün gerçekten bu zincirin son halkasına kadar gidiliyorsa, yani yalnız tetikçiye değil parayı yöneten adama, yalnız bahis sitesine değil hesabı açana, yalnız uyuşturucu satıcısına değil parayı aklayana dokunuluyorsa Türkiye organize suçla mücadelede yeni bir safhaya geçmiş demektir.
Çünkü mafyanın fişini çekmenin yolu silahına el koymaktan önce kasasına ulaşmaktır.
Kasayı boşalttığınız gün korumalar gider.
Arabalar gider.
Adamlar gider.
İtibar gider.
Ve sonunda o çok korkulan “örgüt”ten geriye yalnızca bir suç dosyası kalır.
Türkiye bugün tam olarak bunu yapmaya çalışıyor:
Suç ekonomisinin fişini çekiyor.