Kadim Türk devletinin hafızası asla silinmez, Türk istihbaratının menzili ise asla sınır tanımaz. Son günlerde Ortadoğu’nun karmaşık ve kaotik ikliminde ardı ardına patlayan istihbarat operasyonları, Ankara’nın sınır ötesinde ki kudretinin ne kadar muktedir, ne kadar sarsılmaz olduğunu bir kez daha dostun ve düşmanın gözleri önüne sermiştir. Suriye’nin kuzeyinden Lübnan’ın başkenti Beyrut’a kadar uzanan hatta yaşanan baş döndürücü gelişmeler, sadece birer asayiş vakası veya bölgesel güvenlik operasyonu değildir. Bu, 40 yıllık bir ihanet zincirinin paramparça edilmesi ve Reyhanlı’da dökülen masum kanların hesabının, devletin o soğuk ve keskin yüzüyle sorulmasıdır.

Bu tarihi hesaplaşmanın merkezinde, on yıllardır Suriye bataklığında Türk devletine karşı sayısız kanlı operasyonu yöneten, "Banyas Kasabı" lakaplı terörist elebaşı Mihraç Ural bulunmaktadır. Suriye’de "Ali Kiyali" kod adıyla bilinen, eski Esad rejiminin himayesinde "Mukavemet es-Suri" (Suriye Direnişi) adlı taşeron terör şebekesini yöneten bu kanlı katilin yakalanma süreci, adeta ders kitaplarına girecek bir istihbarat başyapıtıdır.

Gece Yarısı Beyrut ve Sınır Hattı: MİT’in Yarattığı Muazzam Korku İklimi

Olayın patlak verme şekli ve sahadan sızan çelişkili ama bir o kadar da sarsıcı detaylar, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) bölgedeki psikolojik ve operasyonel üstünlüğünü gözler önüne sermektedir. Resmi makamların açıklamaları terörist başının sınır hattında kaçarken enselediğini işaret ederken; devrik Esad rejiminin eski sözcülerinden Omar Rahmon’un ve Lübnan medyasının panik halinde anlattığı "gece yarısı operasyonu" senaryosu, Türk istihbaratının o coğrafyada yarattığı derin korku ikliminin en net ispatıdır.

Rahmon’un beyanlarına ve Lübnan merkezli kaynaklara (MTV) göre operasyon, Beyrut’un kuzeydoğusundaki Metn bölgesine bağlı Mansuriye semtinde gerçekleşmiştir. Türk istihbaratı, Mihraç Ural’ı gece saat 01.00 sularında Mansuriye’deki evinden, tabiri caizse "tereyağından kıl çeker gibi" almıştır. Operasyon öylesine sessiz, derinden ve profesyonelce icra edilmiştir ki; teröristin eşi ve kayınbiraderi sabah saat 10.00’a kadar evde kelepçeli vaziyette tutulmuştur. Lübnan’ı baştan başa kat eden ve yabancı istihbarat servislerinin cirit attığı bir coğrafyada gerçekleştirilen bu operasyon, MİT’in gözetimi ve doğrudan inisiyatifiyle hayata geçirilmiştir. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) de Ural’ın Resulü’l-Azam Hastanesi’nden döndükten sonra evine düzenlenen baskınla alındığını doğrulamaktadır.

İşin asıl çarpıcı yanı, Beyrut’ta başlayan bu sürecin Suriye sahasında nasıl resmileştiğidir. Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı, SANA haber ajansı aracılığıyla Mihraç Ural’ı sınırda kaçmaya çalışırken yakaladığını duyurmuş ve teröristin cezaevi kıyafetleriyle fotoğraflarını servis etmiştir. Suriye makamlarının operasyonu "MİT’le koordinasyon içinde gerçekleştirilen özel bir operasyon" olarak tanımlaması, sahadaki yeni denklemde Türkiye’nin belirleyici gücünü açıkça göstermektedir. Şam Büyükelçimiz Sayın Nuh Yılmaz’ın da bu gelişmeleri, "Adım Adım!!... Elhamdülillah! Kahrımız, gazabımız düşmana ziyân!" ifadeleriyle duyurması, devlet aklının sahadaki zafere olan inancının ve kararlılığının bir tezahürüdür. Nitekim 4 Ekim’de Ural’ın sağ kolu Cemal Trablusi, 1 Ekim'de ise bir diğer önemli ismi Omar Alkhatıp da MİT tarafından yakalanıp adalete teslim edilmişti.

Öcalan’ı Suriye Bataklığında Palazlandıran Kirli Mihmandar

Mihraç Ural ismini sadece 2013 yılındaki o kalleş saldırılarla veya Suriye iç savaşındaki rolüyle sınırlamak, tarihe ihanet olur. Mihraç Ural, Türkiye’nin son 40 yılına damga vuran kanlı terör sarmalının en kritik ve karanlık kilit taşlarından biridir.

1979 yılında yasa dışı yollarla Türkiye’den kaçarak Suriye’ye sığınan bu terörist, sadece kendi canını kurtarmamış; aynı zamanda PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ı da Suriye sahasında karşılayan ilk "kirli mihmandar" olmuştur. O dönem THKP-C/Acilciler örgütünün başını çeken Mihraç Ural, eşi Malak Fadel üzerinden Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad ile kurduğu karanlık ilişkiler sayesinde Suriye’de derin bir ağ örmüştür.

İşte Abdullah Öcalan’ı Şam rejimiyle, Suriye’nin karanlık istihbarat servisi El-Muhaberat ile tanıştıran ve aynı masaya oturtan kişi bizzat Mihraç Ural’dır. PKK’nın Bekaa Vadisi’nde kamplar kurmasını sağlayan, onlara lojistik ve siyasi kalkan oluşturan, Türk milletinin başına kırk yıllık bir bela saran o kirli ittifakın mimarlarından biri de odur. Yıllarca Lazkiye ve Bayırbucak Türkmen bölgesinde Türk varlığına karşı kanlı eylemler organize eden Ural, her daim Türkiye düşmanlığının bayraktarlığını yapmıştır.

Reyhanlı Katliamı ve Banyas Kasabı’nın Düşüşü

Mihraç Ural’ın ellerindeki en taze ve en acı kan ise hiç şüphesiz Hatay’ımızın Reyhanlı ilçesine aittir. 11 Mayıs 2013 tarihinde, Reyhanlı’da bombalı araçlarla düzenlenen ve beşi çocuk 53 masum vatandaşımızın şehit olduğu, 155 vatandaşımızın yaralandığı o kalleş saldırının bir numaralı planlayıcısı odur. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararlarında da sabit olduğu üzere, Suriye istihbaratıyla koordineli olarak bu katliamı bizzat o organize etmiştir.

Diğer yandan, Mihraç Ural sadece Türkiye’nin değil, insanlığın da ortak düşmanıdır. Suriye iç savaşının en karanlık günlerinde, Mayıs 2013’te Tartus vilayetindeki Banyas ve El-Beyda köylerinde gerçekleştirilen; kadın, çocuk ve sivillerin vahşice infaz edildiği katliamların baş sorumlularından biri olarak gösterilmektedir. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), BM raporları ve SNHR’nin kayıtlarına geçen bu vahşet, ona haklı olarak "Banyas Kasabı" unvanını kazandırmıştır. SOHR’un bugün Ural’ın yakalanmasının ardından "Banyas’ta, işlediği suçlardan dolayı yargılanması" çağrısında bulunması da bu yüzdendir.

Sonuç: Devlet Unutmaz, Sadece Zamanını Bekler!

Bugün Beyrut’un Mansuriye semtinde başlayan ve Suriye zindanlarında cezaevi kıyafetiyle son bulan bu süreç, Türkiye düşmanlarına verilmiş sarsıcı bir muhtıradır. Ortadoğu’da güç dengelerinin değiştiği, bölgesel savaş senaryolarının havalarda uçuştuğu bir ortamda; Türk İstihbaratı (MİT) ve Türk devlet aklı, sahadaki o soğukkanlı, kararlı ve nokta atışı operasyonlarıyla tüm dünyaya "Oyunu ben kurar, ben bozarım!" demektedir.

Mihraç Ural’ın yakalanması; Öcalan’ı Şam’da besleyip palazlandıranlara, Reyhanlı’da 53 canımızı bizden koparanlara, Bayırbucak’ta Türkmen kardeşlerimizi katledenlere karşı devletin kestiği o ağır ve kaçınılmaz faturadır. İster Beyrut’un en korunaklı villalarında saklansınlar, ister başka devletlerin istihbarat servislerinin etekleri altına sığınsınlar; Türkiye Cumhuriyeti, vatanın birliğine ve milletin canına kasteden her hainin ensesindedir.

Unutulmasın ki; Türk devleti yarına bırakır, ancak hiçbir hainin yanına bırakmaz. Şam Büyükelçimizin o veciz ifadesiyle; "Kahrımız, gazabımız düşmana ziyândır!" Adım adım yaklaşılan bu nihai zaferler, Türkiye Yüzyılı’nın güvenlik mimarisinin ne denli sağlam temeller üzerine inşa edildiğinin en büyük kanıtıdır.