Günlerdir Katılımevim ve Pusula Finans Holding çevresinde yaşanan gelişmeleri takip ediyorum.

Ve açık söyleyeyim, ortaya çıkan tablo gerçekten çok ciddi.

Çünkü burada sıradan bir şirketten söz etmiyoruz.

Whatsapp Image 2026 09 19 At 09.30.12 (1)

İnsanların yıllarca para biriktirerek ev sahibi olma hayali kurduğu bir sistemden söz ediyoruz.

İnsanlar maaşından artırıyor, çocuğunun rızkından kısıyor, yıllarca taksit ödüyor ve bir gün ev sahibi olabilmek için parasını bu sisteme yatırıyor.

Peki bugün ne konuşuyoruz?

Tutuklama.

Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Yarız tutuklandı.

Katılımevim Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan hakkında yurtdışına çıkış yasağı uygulanıyor.

Soruşturma genişliyor.

SPK'nın Katılımevim hisselerindeki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğu bildiriliyor.

Şimdi bütün bunların ortasında benim dikkat çekmek istediğim çok daha önemli bir konu var:

MÜGE ANLI.

Whatsapp Image 2026 09 19 At 09.30.12

Evet, yanlış okumadınız.

Katılımevim'in reklamında Müge Anlı oynadı.

Katılımevim kendi internet sitesinde de Müge Anlı'nın yer aldığı reklam filmini duyurmuş ve reklam kampanyasını güven vurgusuyla kamuoyuna sunmuştu.

Şimdi soruyorum:

Bir vatandaş televizyonu açıyor.

Karşısında yıllardır izlediği, güvendiği, milyonlarca insanın ekran başında takip ettiği Müge Anlı'yı görüyor.

Müge Anlı bir şirketin reklamında.

Vatandaş da doğal olarak şöyle düşünüyor:

“Demek ki bu şirket güvenilir.”

İşte reklamın gücü tam olarak burada.

Ünlü bir yüz sadece reklamda görünmüyor.

O yüz, beraberinde kendi itibarını ve insanların ona duyduğu güveni de götürüyor.

Bugün geldiğimiz noktada ise aynı şirketin yöneticilerinden biri tutuklanmış durumda.

Diğer yöneticiler hakkında adli tedbirler uygulanıyor.

Ve vatandaşın kafasında tek bir soru:

“Benim param ne olacak?”

Bu soruyu soran insanları kimse küçümseyemez.

Çünkü onların yatırdığı para belki birikimlerinin tamamı.

Belki yıllarca bekledikleri ev.

Belki çocuklarının geleceği.

Belki emeklilikte kullanacakları para.

Şimdi çıkıp bu insanlara sadece “Merak etmeyin” demek yetmez.

İnsanlara güvence göstermek gerekir.

---

MÜGE ANLI'NIN DA ARTIK BİR AÇIKLAMA YAPMASI GEREKİYOR

Şimdi burada özellikle Müge Anlı'ya bir parantez açmak istiyorum.

Müge abla, reklam filminde “Sen de katıl derim” diyerek ev ve araba sahibi olmak isteyenleri Katılımevim'e davet ediyor.

Bu sıradan bir reklam cümlesi değil.

Çünkü karşısında yıllardır güven duyulan bir isim var.

Reklamda kullanılan dil de oldukça güven verici ve iddialı.

İnsanlara ev ve araba sahibi olma konusunda doğrudan çağrı yapılıyor.

Bugün ise aynı şirketler ve yöneticileriyle ilgili ciddi bir soruşturma gündemde.

O halde Müge Anlı'nın da artık bir açıklama yapması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü ona güvenen insanlar bugün soru soruyor.

“Biz bu şirkete güvenirken ekranda neden seni gördük?”

“Sen bu şirket hakkında ne biliyordun?”

“Reklam çekilirken şirketin mali ve hukuki yapısıyla ilgili herhangi bir araştırma yapıldı mı?”

“Bugün yaşananlardan sonra sen ne düşünüyorsun?”

Bence bu soruların cevapsız kalması doğru değil.

Müge Anlı'nın herhangi bir suçlamanın tarafı olduğunu söylemiyorum.

Ancak güvenilen bir isim olmanın da bir sorumluluğu vardır.

Hele ki milyonlarca insanın karşısına çıkıp “Sen de katıl derim” diyorsanız, bugün o insanların kafasında soru işaretleri oluştuğunda sessiz kalmak bana göre doğru olmaz.

Çünkü aksi durumda, kendisine güvenen insanları hayal kırıklığına uğratma riski ortaya çıkar.

Ben Müge Anlı'nın yerinde olsam ne yapardım biliyor musunuz?

Katılımevim'deki bu mesele tamamen çözüme kavuşana kadar reklamlarımın yayınlanmasına izin vermezdim.

Önce şirketle ilgili soruşturmanın ne olduğu netleşsin.

Önce müşterilerin paralarıyla ilgili bütün soru işaretleri ortadan kalksın.

Önce insanlar rahat bir nefes alsın.

Sonra reklam yeniden yayınlanır.

Çünkü benim için reklamdan kazanacağım para, insanların bana duyduğu güvenden daha değerli olamaz.

Güvenilen bir isim olmak her zaman daha önemlidir.

Milyonlarca insanın sizi yıllardır güvenilir bulması büyük bir sermayedir.

Ve bana göre o sermaye, herhangi bir reklam ücretinden çok daha değerlidir.

Çünkü para yeniden kazanılır. Güven ise çok zor kazanılır ve bir anda kaybedilebilir.

---

Gelelim Katılımevim meselesine.

Burada bir başka yanlış anlaşılmanın da önüne geçmek gerekiyor.

Bir yöneticinin tutuklanmış olması, otomatik olarak “Katılımevim battı, herkes parasını kaybetti” anlamına gelmez.

Bugün itibarıyla Katılımevim ve Birevim BDDK'nın yetkili tasarruf finansman şirketleri arasında bulunuyor. Şirketlerin faaliyet izinlerinin kaldırıldığına veya tasfiye kararı verildiğine ilişkin bir karar bulunmuyor. Birevim de ödeme, tahsisat ve teslimat süreçlerinin devam ettiğini açıklıyor.

Ama bu gerçek başka bir gerçeği ortadan kaldırmıyor:

Ortada ciddi bir soruşturma var.

Ve vatandaşın soru sormaya hakkı var.

Hem de sonuna kadar.

---

Bir düşünün.

Bir tarafta Pusula Finans Holding'in Tera Grubu'na devri için yürütülen süreç.

Diğer tarafta şirket yöneticileri hakkında adli işlemler.

Bir tarafta Muhammet Yarız'ın tutuklanması.

Diğer tarafta Serdar Turhan hakkında yurtdışı çıkış yasağı.

Ve bütün bunların arasında yıllardır para yatıran vatandaş.

Şimdi o vatandaş ne düşünecek?

“Benim param güvende mi?”

“Evimi zamanında alabilecek miyim?”

“Ödemelerim devam edecek mi?”

“Şirketin sahibi değişirse benim sözleşmem ne olacak?”

“Yıllardır yatırdığım para konusunda bir risk var mı?”

Bunların tamamı cevaplanmak zorunda.

Çünkü burada insanların hayatı var.

---

Bir de işin reklam tarafına bakalım.

Türkiye'de reklam anlayışımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor.

Bir ünlünün bir şirketin reklamında oynaması sadece “kameranın karşısına geçti, parasını aldı, reklam bitti” meselesi olmamalı.

Özellikle finansal sistemlerde bu çok daha hassas bir konu.

Çünkü bir çikolata reklamında oynarsınız, beğenmezsiniz, bir daha almazsınız.

Ama insanlara ev sahibi olma vaadiyle sunulan finansal bir sistemde insanların yıllarını ve birikimlerini söz konusu ediyorsunuz.

Aradaki fark çok büyük.

İşte bu nedenle reklam yüzlerinin de kendi itibarlarını koruma konusunda daha hassas davranması gerektiğini düşünüyorum.

Ben burada Müge Anlı'yı suçlamıyorum.

Ama şunu söylüyorum:

Müge Anlı gibi toplumda güçlü bir güven karşılığı bulunan isimlerin, reklamını yaptıkları şirketler konusunda çok daha titiz olması gerektiğine inanıyorum.

Çünkü insanlar sadece şirketi görmüyor.

Müge Anlı'yı da görüyor.

---

Bugün Katılımevim konusunda yapılması gereken şey çok basit:

Vatandaşın kafasındaki bütün soru işaretleri ortadan kaldırılmalı.

Şeffaf olunmalı.

Kim neyle suçlanıyor?

Soruşturmanın kapsamı ne?

Şirketlerin mali yapısı ne durumda?

Müşterilerin birikimleri hangi mekanizmalarla korunuyor?

Tahsisatlar devam edecek mi?

Sözleşmeler aynen geçerli mi?

Yönetim değişiklikleri müşterileri nasıl etkileyecek?

Bunların tamamı açık açık anlatılmalı.

Çünkü vatandaşın ihtiyacı yeni bir reklam filmi değil.

GÜVENCE.

Yeni slogan değil.

AÇIKLAMA.

Yeni reklam yüzü değil.

ŞEFFAFLIK.

Ve benim açımdan meselenin en önemli tarafı da burada.

Müge Anlı'nın yerinde olsam, ben reklamı durdururdum.

Katılımevim'deki soruşturma ve vatandaşların endişeleri tamamen açıklığa kavuşana kadar da beklerdim.

Çünkü yarın reklam yeniden yayınlandığında insanların karşısına çıkacak olan sadece Müge Anlı olmayacak.

Onunla birlikte yıllardır oluşturduğu güven de o ekranda olacak.

O güveni korumak ise herhangi bir reklam sözleşmesinden çok daha önemli.

Çünkü para yeniden kazanılır.

Ama kaybedilen güveni geri kazanmak çok daha zordur.