HAZIRLAYAN: NAHİT TOP

Bedîî kelimesinin sözlük anlamı “örneksiz ve modelsiz olarak icat edilmiş olan örneği ve modeli olmadan yaratılmış olan” demektir. Yüce Allah’ın 99 isminden biri olan Bedî; “örneksiz ve benzersiz olarak yoktan yaratan” anlamına gelir.

Allah; gökleri, yeri ve tüm yarattıklarını herhangi bir örneği olmaksızın yaratmıştır.

Bakara suresinin 117. ayetinde geçen; “Bedî” ismi, Allah’ın örneksiz yaratması anlamına gelmektedir.

Kız ve erkek çocuklar Rabbimizin birer nimeti Kız ve erkek çocuklar Rabbimizin birer nimeti

Haşr suresinin 24. ayetinde geçen “Bârî” ismi de yarattığı her şeyi birbirinden farklı halk ettiği anlamına gelmektedir.

Rabbimiz yarattıklarını hem birbirinden farklı yaratmış hem de hiçbiri birbirinin örneği olmamıştır.

Bazı eski dinler ve felsefi akımlarca evrenin Allah’tan doğup taştığı veya O’ndan bir kopma olduğu şeklinde inançlar ve görüşler ileri sürülmüştür.

Bakara suresinin 117. ayetinde bu tür inançlar reddedilmektedir. Ayette; Allah’ın semavat ve arzı yani bütün evreni ve evrendekileri bir kaynaktan veya kendi zatından, zatının bir parçası olmak üzere ortaya çıkarmayıp yoktan var ettiği; her yaratmanın da sadece bir “Ol!” buyruğuyla gerçekleştiği ifade edilmektedir.

“Ol” der, hemen oluverir

O, göklerin ve yerin eşsiz-örneksiz yaratıcısıdır; bir şeyin olmasını dilediğinde ona “Ol!” der, hemen oluverir. (Bakara, 2/117)

Bedî kelimesinin aslı olan “ibda” bir şeyi maddeye ve zamana bağlı olmaksızın icat etmek, yaratmak demektir. “Bedî” ise örneksiz ve benzersiz meydana getirici, modelsiz icat edip en uygun biçimi verici, tarifsiz ve misalsiz yaratıp yakıştırıcı demektir. Bu yüce vasfa sahip olan Hak Teâlâ, bir işi yapmayı isteyince, sadece ona “Ol!” der, o da hemen oluverir. Başka hiçbir şeye muhtaç olmaz. Fakat işin hakikatini bilmeyenler, doğruyu araştırıp ona tabi olacakları yerde, dinin temel değerleri hakkında ileri geri konuşmaya devam etmektedirler. Allah’ın kendileri ile açıktan açığa konuşmasını; Hz. Muhammed’in gerçek peygamber, Kur’an’ın da Allah kelamı olduğunu alenen bildirmesini istemektedirler. Hiç değilse bunu ispat edecek açık bir mucizenin gelmesini beklemektedirler. Buradaki “bilmeyenler”den maksat, ilahi kitap bilgisinden mahrum müşrik Araplar olabileceği gibi, bildikleriyle amel etmeyen Ehl-i kitap da bunlara dâhildir. Çünkü Kur’an’ın beyanına göre, müşrikler gibi onlar da Peygamber Efendimizden bu tür isteklerde bulunmuşlardır. (bk. Nisâ, 4/153) Önceki peygamberlerin kavimleri de aynı şeyleri tekrarlayıp durmuşlardı. Bu sözleri, samimiyetten mahrumdu. Niyetleri iman etmek değil, bilakis küfürlerinde inat ve ısrar etmekti.

Dolayısıyla önceki ve sonraki münkirlerin kalpleri bir noktada buluşuyordu. Manevi körlük, kasvet, hastalık ve inat da birbirine benziyordu. Sözlerinin birbirine benzemesi, kalplerinin de birbirine benzemesine sebep olmuştu. Zira diller, kalplerin tercümanıdır. Kalp kabında ne varsa dil musluğundan akacak olan odur. Allah-û Teâlâ indirdiği kitaplar, gönderdiği peygamberler vasıtasıyla ve kâinatta sergilediği ilahi azamet tecellileriyle varlığının delillerini beyan etmektedir. Ancak bu delillerden, yakini bir bilgi, doğru bir imana ermek isteyenler istifade edebilirler. Bu yönde samimi bir irade ortaya koyamayanlar için, bu deliller bir mana ifade etmez. Bu sebeple Cenab-ı Hak, peygamberini rahmetiyle müjdelemek, azabıyla korkutmak üzere göndermiştir. Onun yegâne görevi, dinin esaslarını açıkça tebliğ etmek, örnek hayatıyla göstermek, yapılan iyilik ya da kötülüklere Allah’ın nasıl bir mukabelede bulunacağını haber vermektir. Bunun ötesinde yapacağı bir şey yoktur. Dolayısıyla davetini kabul etmeyip cehennemlik olanlardan dolayı ona bir sorumluluk söz konusu değildir. Herkes yaptığı işlerden kendisi sorumludur. (Hakk’ın Daveti Kur’an-ı Kerim meali ve tefsiri- Prof. Dr. Ömer Çelik)

O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır

Gökleri ve yeri herhangi bir örneği olmaksızın yoktan yaratan; insanları ve hayvanları çift çift yaratıp onlara çoğalma imkânı veren, her şeyin sahibi Allah’tır. O, rızıkları dağıtan ve hiç kimseye ihtiyaç duymayandır. Kimsenin kendisine müdahale hakkı olmayan Allah, şüphesiz ki dilediği hükmü koyup kullarına itaate çağıran tek yaratıcıdır. Gökleri ve yeri yaratan; melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamdolsun. O, yaratmada dilediği artırmayı yapar. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir. (Fatır, 35/1)

De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği hâlde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim! De ki: ‘Bana Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma!’ denildi. (Enam 6/14)

O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O; işitendir, görendir. (Şura, 42/11)

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir. (Nisa, 4/1)

Whatsapp Image 2025 03 07 At 22.20.25

GÜNÜN AYETİ

Dosdoğru ol!

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hûd, 11/112)

GÜNÜN HADİSİ

Müslüman kimdir?

“Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların selâmette olduğu (zarar görmediği) kimsedir. Muhacir de Allah’ın yasakladığını terk eden kimsedir.” (Buhari)

İNCİ TANELERİ

Geç kalırmış

Gönül yorgun düşerse Yürek dilsiz kalırmış. İnsan her şeye yetişir de Kendine geç kalırmış.

Selamı yaygınlaştırın

Ey insanlar, selamı yaygınlaştırın. Yemek yedirin ve insanlar uykudayken namaz kılın ki; esenlik içinde cennete giresiniz. [Efendimiz (sav) Tirmizi]

Sana hayır kapılarını bildireyim mi?

Muaz b. Cebel anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) ile bir yolculuktaydım... Sonra (Allah Resûlü) şöyle buyurdu: ‘Sana hayır kapılarını bildireyim mi?’ Oruç bir kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. Ve (hayır kapılarından) biri de kişinin gece kalkıp namaz kılmasıdır.” Cebel, ardından, “Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.” (Secde, 32/16-17) ayetlerini okudu... (Tirmizî)

KULAĞINIZA KÜPE OLSUN

Yunus der ki, Mal sahibi mülk sahibi Hani bunun ilk sahibi Mal da yalan mülk de yalan Var biraz da sen oyalan.

Muhammed ümmeti nerede?

Yahya bin Muaz uyarıyor:

- Ey insanlar! Görüyorum ki evleriniz Rum Kayser’in evlerine

- Lüks hayranlığınız Kisra’nın tutumuna

- Mal peşindeki hâliniz Karun’un anlayışına

- Saltanatınız Firavun saltanatına

- Nefisleriniz Ebu Cehil nefsine

- Gururunuz Ebrehe’nin gururuna

- Yaşayışınız sefihlerin yaşayışına benziyor.

- Allah için söyleyin; Muhammed ümmeti nerede?

MİHENK TAŞI

32 hastalık

Derler ki Lokman Hekim, 32 hastalık tespit etmiş. Bunların 16’sının sebebi ayaz, 16’sının sebebi boğaz imiş.

- Üşütmeyin ve çok yemeyin.

- Kalplerinizi çok yiyerek öldürmeyin.

- Çok su ekinleri öldürdüğü gibi, fazla yemek de kalbi öldürür.

ORUÇ FETVALARI

Gusül geciktirlebilir mi?

Oruçlu iken ihtilam olmanın veya cünüp olarak sabahlamanın hükmü nedir?

Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmaz, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlama da oruca bir zarar vermez. Ancak guslü, sabah namazı vaktinin çıkmasına kadar ertelemek günahtır. Çünkü bu durumda namaz terk edilmiş olur. Nitekim Hz. Peygamber’in (sav) Ramazan’da imsaktan sonra, sabah namazı vakti içinde yıkandıkları bilinmektedir. (Buhari) (Din İşleri Yüksek Kurulu)

HELAL ve HARAMLAR

Besmelesiz kesilen etleri yemeyin

Allah’ın ismi anılmadan kesilen hayvanların etlerini yemeyin çünkü bu, Allah’ın yolundan çıkmaktır. Muhakkak ki şeytanlar, kendileriyle iş birliği hâlindeki dostlarına sizinle mücadele etsinler diye sürekli telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, o zaman siz de hiç şüphesiz müşrik olursunuz. (Enam, 6/121)

Helal bellidir; haram da bellidir

Numan b. Beşir radıyallahu anh, parmaklarıyla iki kulağını göstererek Resûlullah’ı (sav) şöyle derken işittiğini nakletmektedir: “Helal bellidir; haram da bellidir. İkisinin arasında ise birtakım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu bunları bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını (namus ve haysiyetini) korumuş olur. Kim şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur. (Müslim)

Editör: Hazal Mihrace Göksun