Türkiye’de uzun yıllar boyunca kamuoyunda en fazla tartışılan meselelerden biri, ekonomik suçlarda ve büyük çaplı mali usulsüzlük iddialarında etkin soruşturma yürütülüp yürütülmediği, suçtan elde edildiği değerlendirilen malvarlıklarının zamanında güvence altına alınıp alınamadığı oldu.
Bugün yürütülen fon soruşturmasında atılan adımlar ise devletin mali suçlarla mücadelede yalnızca kişilere değil, para hareketlerine ve malvarlığı ilişkilerine de odaklanan kapsamlı bir yöntem izlediğini gösteriyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı son tedbirler kapsamında 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığının dondurulması, daha önce tedbir uygulanmamış 37 şüpheli hakkında yurt dışına çıkış yasağı getirilmesi; soruşturmanın mali boyutunun ayrıntılı biçimde takip edildiğini ortaya koyuyor.
Burada önemli olan yalnızca soruşturma açılması değil; paranın hangi hesaptan çıktığının, hangi kişi veya şirkete aktarıldığının ve malvarlığının el değiştirmesine yönelik işlemlerin izlenmesidir. Devir, satış, bağış, ipotek, rehin, yüksek tutarlı nakit çekimi ve para transferlerine yönelik tedbirler de bu nedenle önem taşıyor.
Çünkü ekonomik suçlarla mücadelede gerçek sonuç, yalnızca faillerin tespit edilmesiyle değil, suçtan kaynaklandığı yargı kararıyla belirlenen malvarlığı değerlerinin kaçırılmasının önlenmesi ve mağdurların haklarının mümkün olan ölçüde korunmasıyla alınabilir.
Akın Gürlek’in açıklamasında öne çıkan yaklaşım da tam olarak budur: Para hangi hesaba aktarılmış veya hangi kişi ya da şirket üzerine geçirilmiş olursa olsun mali hareketlerin izini sürmek ve hukukun öngördüğü tedbirleri uygulamak.
Geçmişte kamuoyunda “yapanın yanına kâr kalıyor” şeklinde özetlenen cezasızlık algısının ortadan kaldırılmasının yolu da etkin, hızlı ve delile dayalı soruşturmalardan geçmektedir. Hukuk devleti açısından esas olan; kişinin kimliğine, ekonomik gücüne veya kurduğu ilişkilere bakılmaksızın aynı hukuk kurallarının uygulanmasıdır.
Bu nedenle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve soruşturmayı yürüten birimlerin çalışmaları yalnızca mevcut dosyanın aydınlatılması açısından değil, sermaye piyasalarına ve hukuk sistemine duyulan güven bakımından da yakından takip edilmektedir.
Elbette soruşturma aşamasındaki kişiler bakımından masumiyet karinesi esastır; kimin hangi suçtan sorumlu olduğuna bağımsız yargılama sonucunda karar verilecektir. Ancak aynı hukuk düzeni, delillerin kaybolmasını, şüpheli malvarlıklarının kaçırılmasını ve mağduriyetlerin büyümesini önlemek amacıyla koruyucu tedbirlerin zamanında alınmasını da gerektirir.
Türkiye’nin ihtiyacı; suç iddialarının üzerinin örtüldüğü veya dosyaların sonuçsuz kaldığı yönündeki toplumsal algının değil, “kim yaparsa yapsın hukuk gereğini yapar” anlayışının güçlenmesidir.
Vatandaşın emeğini, birikimini ve hakkını korumanın yolu budur.
Para trafiğinin sonuna kadar izlenmesi, hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla ortaya konulan işlemlerin karşılıksız bırakılmaması ve mağdurların haklarının korunması; güçlü bir hukuk devletinin en temel sorumluluklarından biridir.