Gürcistan’da yıllardır devlet politikası sayılan kırmızı çizgi artık yüksek sesle tartışılıyor: Abhazya ve Tshinvali olmadan Avrupa Birliği mümkün mü?
Gürcistan Parlamentosu Başkanı Şalva Papuaşvili, 21 Eylül’de bu tartışmaya adeta yumruğunu masaya vurarak cevap verdi: “Abhazya ve Tshinvali olmadan Avrupa Birliği üyeliğinin Gürcistan için hiçbir değeri yok.”
Papuaşvili bununla da yetinmedi. Muhalif siyasetçi Nika Gvaramia’nın söylemlerinin, Gürcü toplumunu “Abhazya ve Tshinvali olmadan AB” fikrine hazırlayan, dışarıdan yönlendirilen bir kampanyanın parçası olduğunu öne sürdü. Gvaramia’nın yaklaşımının sonuçta bu bölgelerin Rusya’ya bırakılması anlamına geleceğini savundu.
Peki Tiflis’te 30 yıllık yara neden yeniden açılıyor?
Bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi eski Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili, Abhazya’nın geri dönüşünün yalnızca Abhazlarla uzlaşarak çözülemeyeceğini; meselenin Rusya’nın zayıflaması, Ukrayna’nın başarısı, Batı’nın gücü ve Gürcistan’ın kapasitesiyle bağlantılı büyük bir jeopolitik sorun olduğunu söylemişti.
Ardından Gvaramia daha sert konuştu: “Abhazlar Gürcüleri sevmiyor, biz de Abhazları sevmiyoruz. Şu anda düşmanız.”
Asıl kırılma ise Karabağ üzerinden yaşandı.
Papuaşvili’ye göre ortaya konulan yeni denklem şu: Ermenistan Karabağ “travmasını” geride bırakarak Batı’yla yakınlaşmasının önünü açtı; Gürcistan da Abhazya ve Tshinvali meselesini geride bırakırsa Avrupa yolunda ilerleyebilir.
Ancak Karabağ ile Abhazya aynı mesele değil. Hukuki, tarihi ve askeri zeminleri farklı. Fakat Karabağ’ın Gürcistan açısından başka bir jeopolitik mesajı var: Bölgede hiçbir statüko ebedi değil.
Nitekim Karabağ’dan yalnızca Ermeni silahlı unsurları çıkmadı. Azerbaycan egemenliğini tamamen tesis ettikten sonra yaklaşık 2 bin Rus barış gücü askeri de 2024’te bölgeden ayrıldı.
İşte Tiflis’teki yeni tartışmanın gözden kaçırılmaması gereken diğer tarafı burada.
Rusya bugün Abhazya ve Güney Osetya’daki askeri, siyasi ve ekonomik nüfuzunu koruyor, hatta tahkim ediyor. 18 Eylül’de Tshinvali’de yapılan ve Tiflis ile AB’nin tanımadığı sözde seçimde Rusya federal kurumlarında görev yapmış Marat
Kambolov’un yüzde 85 civarında oyla kazanan ilan edilmesi bunun son göstergelerinden biri.
Ama bugünün Rusya’sı 2008’in Rusya’sı da değil.
Moskova dört yılı aşkın süredir Ukrayna’da son derece maliyetli bir savaş yürütüyor. Bu savaş Rusya’nın askeri ve ekonomik kaynakları üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Dolayısıyla Tiflis’te bazı çevrelerin hesabı yalnızca bugünkü Rus gücüne değil, yarın bu gücün zayıflaması ihtimaline de dayanıyor.
Saakaşvili’nin “Rusya zayıflamadan Abhazya meselesi çözülmez” çıkışının şifresi de burada.
Çünkü Rusya’nın Ukrayna’daki savaştan nasıl çıkacağı sadece Ukrayna’nın değil, eski Sovyet coğrafyasındaki bütün donmuş çatışmaların geleceğini etkileyebilir. Moskova’nın gücü ve bölgesel kapasitesi azalırsa Abhazya ve Güney Osetya’daki mevcut statükonun da sorgulanması ihtimal dahilinde.
Bu nedenle Gürcistan’daki tartışmayı yalnızca “Avrupa mı, toprak bütünlüğü mü?” ikilemine sıkıştırmak eksik olur.
Asıl soru belki de şudur:
Rusya zayıflarsa, Gürcistan 30 yıldır değiştiremediği haritayı değiştirmek için önüne çıkabilecek yeni jeopolitik fırsata hazır mı?
Tiflis geleceğini tartışırken Moskova bugün sahadaki statükoyu tahkim ediyor. Ancak tarih bize şunu da gösteriyor: Güç dengeleri değiştiğinde, değişmez denilen statükolar da değişebiliyor.
Abhazya dosyasının bugün yeniden açılmasının asıl şifresi belki de burada.