ABD’li Senatör Lindsey Graham, “Zelenskiy’nin halk desteği kalmadı, seçimleri iptal edeceğine derhâl istifa etmeli” demişti. Zelenskiy, alaycı bir cevap vererek “(Graham) Ukrayna’nın devlet başkanının kim olacağına dair söz söylemek istiyorsa önce Ukrayna vatandaşı olması lazım.” dedi ve devam etti: “Ukrayna NATO’ya üye olduğu gün kendimi görevimi yapmış sayarım ve istifa ederim.”
Özellikle bu son cümle ilginç. Çünkü Putin, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin NATO ile topyekûn savaş anlamına geleceğini söylüyor. Üstelik kısa süre önce Rusya’nın nükleer silah doktrini değiştirildi ve nükleer silah kullanımını gerektirecek koşullar arasına böylesi bir senaryo da eklendi. Yani böyle bir gelişme ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ anlamına geliyor.
Bu açıdan bakınca Trump’ın, Beyaz Saray’daki skandal görüşmede Zelenskiy’ye söylediği sözler daha iyi anlaşılıyor. Hatırlayın; Trump, Zelenskiy’yi kameralar önünde “Milyonlarca insanın hayatı ile kumar oynuyorsun. Üçüncü Dünya Savaşı ile kumar oynuyorsun.” diye azarlamıştı. Zelenskiy’nin, iş başına gelirken NATO’ya üyelik gibi bir vaadi yoktu. Hatta Batılılar, Rusya’ya verdikleri garantinin; yani Ukrayna’nın asla NATO üyesi olmayacağının altını çiziyorlardı. Şimdi ise Zelenskiy, asıl misyonunun Ukrayna’yı NATO’ya sokmak olduğunu söylüyor ve biz, bunun bir dünya savaşını zorlamak anlamına geldiğini biliyoruz… Belli ki bizim bildiğimizi Trump da biliyor.
Yine de Trump’ın Zelenskiy’ye karşı tutumunun asıl sebebinin bu olduğunu düşünmek biraz saflık olur. Trump, insan yaşamını gerçekten önemseyen biri olsaydı soykırımcı katil Netanyahu’ya da destek vermezdi. Demek ki bu konu işin bahanesi, asıl sebep başka.
O sebebin ne olduğuna dair bilgiler yeni yeni ortaya çıkıyor.
ABD ordusundan emekli istihbarat subayı Tony Shaffer, Zelenskiy’nin 17 Ocak’ta İngiltere ile Ukrayna madenleri üzerine bazı anlaşmalar yaptığını duyurdu. Yani Zelenskiy, bir yandan Amerikalıları oyalarken diğer yandan İngilizler ile pazarlık yapıyormuş. Sonunda ABD’lilerin arkasından dolanarak Ukrayna madenlerinin imtiyaz haklarını İngilizlere vermiş. Trump, bunu öğrenince küplere binmiş.
Tapuyu çoktan İngilizlere devretmiş olan Zelenskiy’nin “memleketini satmayan adam” pozları kesmesine mi şaşıralım yoksa dost ve müttefik ayakları yapan iki emperyalist ülkenin, yağma söz konusu olduğunda birbirlerinin kolunu, bacağını koparmasına mı; bilemedim.
Ancak anlaşmazlık burada sınırlı kalmıyor, Ukrayna’dan ABD’ye bırakılacak paya da uzanıyor. Ukrayna yönetimi, Demokratlara yakın siyonist yatırım şirketi Black Rock ile pek çok anlaşma yapmıştı. Örneğin, Ukrayna’nın verimli tarım topraklarının yarısından fazlası çoktan bu şirkete satılmış hâlde. Zelenskiy, bundan sonra da aynı ilişki biçiminin devam etmesinden yana. Trump ise şirketlerin aradan çıkarılmasını, doğrudan ABD hükûmetinin muhatap alınmasını istiyor. “Ukrayna’yı yiyeceksek eğer kimin, ne kadar yiyeceğine devlet karar vermeli.” diyor.
Black Rock konusu İngiltere-ABD geriliminin de bir parçası. Çünkü şirket aynı zamanda Londra tefecilerinin de parasını işletiyor. Bu açıdan bakıldığında Zelenskiy’nin başına gelenler, ABD-İngiltere geriliminin bir sonucu gibi duruyor. O gerilimi, Rockefeller-Rothschild çatışması olarak okumak da mümkün.
Yani bir yanda geleneksel Amerikan sanayi burjuvazisi, diğer yanda Londra merkezli tefeci-finans kapital… Zelenskiy ve AB gibi iki gücün arasında kalan aktörler için durum üzücü. Ancak çatışmayı önceden tahmin edip hazırlananlar için muazzam bir fırsat penceresi söz konusu. Türkiye’nin çatışmalardaki pozisyonunu, Suriye’deki hamlelerini ve içeride terörün tasfiyesi girişimini biraz da bu açıdan okumak lazım.