Sinemada yapay zekâyı tartışırken hep aynı yerden başladık. Oyuncunun yerine geçer mi, senaryoyu yazar mı, yönetmeni işsiz bırakır mı? Oysa Venedik Film Festivali’nde gösterilen Be Brave çok daha rahatsız edici bir soru bıraktı önümüze. Yapay zekâ gerçeği de üretebilir mi?

Francesco Carrozzini’nin yönettiği belgesel, Diesel’in kurucusu Renzo Rosso’nun hayatını anlatıyor. Röportajlar var, arşiv görüntüleri var, gerçek insanlar var. Ve fakat Rosso’nun hayatında kameranın bulunmadığı anlar da var. İşte yapay zekâ tam orada devreye giriyor. Çekilmemiş görüntüler üretiyor, geçmişi yeniden kuruyor. Hatta gerçek çekimler bile yapay zekâ ile yeniden işleniyor.
Kurmacada buna itiraz etmek zor. Zaten sinemanın kendisi büyük ölçüde bir yanılsama sanatı. Roma’yı stüdyoda kurarsınız, oyuncuyu elli yıl gençleştirirsiniz, hiç var olmamış bir gezegeni oluşturur ve seyirciyi oraya götürürsünüz.
Ama belgesel başka. Belgeselle seyirci arasında görünmez bir anlaşma vardır. Karşımızdaki görüntünün kusurlu, eksik hatta bazen sıkıcı olmasına razıyızdır. Bunun karşılığında onun bir şekilde gerçeğe temas ettiğine inanırız. Şimdi o anlaşmanın maddeleri değişiyor.

Bir insanın çocukluğuna ait görüntü yoksa ne yapacağız? Fotoğrafını gösterip anlatacak mıyız, yoksa yapay zekâya o çocukluğu çektirecek miyiz? İkinci yol kuşkusuz daha etkileyici. Ama daha gerçek değil.
Asıl tehlike de yapay görüntünün kötü olması değil. Tam tersine, giderek kusursuzlaşması. Birkaç yıl sonra hangi görüntünün arşivden, hangisinin algoritmadan geldiğini gözümüzle ayırt edemediğimizde belgeselin bize yeni bir işaret dili öğretmesi gerekecek. “Bu görüntü gerçektir.” “Bu görüntü yeniden oluşturulmuştur.” Belki jenerikte değil, görüntünün üzerinde.
Yapay zekâya karşı değilim. Sinemanın da ondan kaçabileceğini düşünmüyorum. Yeni bir kamera, yeni bir kurgu masası, yeni bir görsel efekt imkânı olarak olağanüstü şeyler yapabilir. Fakat belgeselin sınırı başka yerde başlıyor. Kurmacada yapay zekâ bize hiç yaşanmamış bir şeyi yaşanmış gibi gösterebilir. Belgesel ise yaşanmış bir şeyi hiç çekilmediği hâlde görmüşüz gibi gösterebilir.
Aradaki fark küçük görünüyor değil mi? Bence sinemanın önümüzdeki yıllardaki en büyük tartışmalarından biri tam olarak o küçücük farkın içinde yaşayacak.