mehtapyilmaz1971@gmail.com
Fatma Betül Sayan Kaya vakası patladığından beri kamuoyunun tepkisini şöyle özetleyebiliriz.
Sedece nalına…
Sadece mıhına…
Hem nalına hem mıhına…
Ne nalına ne mıhına…
Bir de işi abartıp İslam-Marksizm karşılaştırmasına kadar taşıran ideolojik saplantılılar var. Hedef göstermiyorum. Gülüyorum ama zinhar alaya almıyorum.
Bence ister bunu bastırılmış antik ideolojik öfkelerin ergence dışa vurumu olarak görün, ister görmeyin fark etmez.
Lakin… Hiiiç kafanızı yormayın, cephe açmayın, o da öyle biri deyip geçin. İşiniz gücünü yok mu kardeşim?
Eeee? O halde işinize bakın!
Tıpkı Millî Gazete’nin eşlerinin başörtülü olduğunu unutup, Sözcü’den rol çalmasına baktığımız gibi… “Sayan Soyana” demiş! Bakın, ibretlik bir hadise olarak görün ve geçin…
Mesela popçu Mustafa Sandal’ın eşi de batan fonlardan 11 milyar kazanmış! Millî Gazete’de F.B.S.K.’nın 2 milyarı kadar heyecan yaratmamış olmalı ki aynı şehvetle manşete çıkarılmamış!
Pekiii, CHP milletvekiliyken Antalya B.B. Başkanı Muhittin Böcek’in uyuşturucu raporunu değiştirmek için 5 milyon doları indiragandi yapan Mustafa Erdem?
I ıh…
O da kadraja girememiş! Varsa yoksa F.B.S.K.!
Neyse bunu da geçelim…
Demek ki Ekrem İmamoğlu, içimizdeki bir kısım Kabil’leri İ.B.B. kesesinden foşur foşur emzirmiş! Bunlar da Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluklarını AK Parti iktidarının “siyasi oyunu” olarak görüp, iktidar partisinde olduğu iddia edilen F.B.S.K. yolsuzlukları karşısında aslan kesilmiş! Bildiğiniz gibi çelişkinin dibi…
Ne diyelim yürü, koş, hatta geçmişteki başörtü muhaliflerini de solla, alayı nal toplasın! Kim tutar seni…
Başörtülü birine saldırmayı ne kadar tutkuyla beklemişler meğer… Sakın ha düşen maskenizi yerine takmayın! Gerçek yüzünüz tabak gibi medyana çıktı! Ayyynen böyle devam…
Hem sınanma süreçleri iyidir. Dostu, düşmanı suçüstü yakalarsınız!
Başörtülüler ama her haltı yiyorlar diyen bir başörtü düşmanı güruh vardır ya… Klişeleşmiştir artık. Hah, siz de onlarla Conolar gibi elinizi belinizde kavgaya tutuşup, “başı açık olanlar da filan naneleri yiyor” demeyi zül sayarsınız.
Lakin hakikat şu ki, bu ülkenin sosyolojisinde yıllarca bir kısım sinemada, tiyatroda ve edebiyatta aşağılanan hocalar ve dindar mahalle üzerinden orantısız bir din karşıtlığı yaratıldı. Bu da bizim dindar mahallenin zayıf karakterlilerinde… (bakın karaktersiz demiyorum, zayıf karakterli diyorum) Bir aşağılık kompleksi yarattı!
Nasıl bastırılmış İslam düşmanlıkları ve Müslüman gıcıklıkları muhalif medyada F.B.S.K’nın dua eden veya Kabe önündeki fotoğraflarıyla tebarüz ediyorsa, İBB tasmalı bir kısım sözüm ona dindar medya da, eşlerinin kızlarının tesettürüne bakmadan aynı ağzı kullanıyorlar. “Nefes”leri aynı kokuyor yani…
Bana göre bu durum, “muhafazakâr” diye altı çizilen dindar kesimin en büyük trajedisidir.
Halbuki suç, suçtur… Suçun, dini, dili, ırkı, cinsiyeti, mezhebi, tarikatı, siyasi tercihi olmaz! Öldürmeyeceksin! Çalmayacaksın! Kul hakkı yemeyeceksin!
Kimine göre adalet ve hukuk olmaz, halkın bir kısmı için olmaz… İnanca, siyasi tercihe göre olmaz…
Bu anlamda iktidar, muhalefetten çok daha sağlam ve istikrarlı bir duruş sergiledi! Muhittin Böcek nasıl eleştirildiyse, Ekrem İmamoğlu nasıl eleştirildiyse Fatma B.S.K. da öyle eleştirildi!
Mesela CHP’lilerde olduğu gibi Fatma Betül Sayan Kaya için kimse sokaklara dökülmedi! Kimse haksız fiili savunmaya, “muhalefetin siyasi oyunu” demeye tevessül etmedi!
Neyse o kardeşim, suçsa suç! İstifası istendi, istifasını verdi… Gereği yapılacak da denildi. Yoook ama muhalif medyayı bırakın, içimizdeki “barkodlu beslemeleri”, “İngiliz Anahtarlarını” bu da kesmedi…
En keskin tepki gösteren beni bile, iki günde “bu kadarı da fazla” noktasına getirdiler…
AK Parti sadece bir siyasi parti değildir oy verenlere göre. Bir davadır. Bir duruştur. Bir harekettir.
Günün sözü:
“Bizler dâvayı Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkaracaktık. Yola koyulduk, bin zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu ama küçük (!) bir noksanımız olduğunu fark ettik: Dâvayı dağın eteklerinde unutmuştuk. Meğer biz dâvayı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız...”