Üç Ukrayna

Abone Ol

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın nasıl cereyan ettiğini hepiniz izlediniz. Tahminen 1 milyon Ukraynalı genç, cephede öldü. 15 milyondan fazla insan kaçkın durumuna düştü. Toprakların %30’u kaybedildi. Sanayi ve altyapı tamamen çöktü. Ülke korkunç bir borç batağına sürüklendi. En sonunda kendilerini savaşa süren ABD ile olabilecek en onursuz kapitülasyon anlaşmasına imza atmak zorunda kaldılar.

Ukraynalılar, sırıtmak ve dans etmekten başka hüneri olmayan bir palyaçoyu başkan seçtikleri için çok ağır bir bedel ödediler. Anlaşılan o ki daha da ödeyecekler.

Ancak her Ukraynalı aynı bedeli ödemedi…

2014 yılında, EuroMaidan darbesinden birkaç ay sonra Kiev’deydim. Batı Avrupa’daki benzerlerini aratmayan bir sanat merkezinin kahvesinde, uzun süredir orada yaşayan İsveçli bir arkadaşımla buluşmuştum. Çevremizde lüks markalar giyinmiş, pek havalı genç insanlar vardı. Stockholm’ün en zengin semtini kastederek “Sanki Östermalm’de gibiyiz.” dedim.

Arkadaşım güldü, “Sen Kiev’e çok gelip gittin ama Ukrayna’yı tanımıyorsun.” dedi ve devam etti: “Gerçekte üç Ukrayna vardır. Biri, şu anda bulunduğumuz en zengin insanların yaşadığı Kiev’deki birkaç mahalle; ikincisi, üst orta sınıfın yaşadığı Kiev şehri; üçüncüsü ise nüfusun %90’ının yaşadığı gerçek Ukrayna. Ukrayna’yı ne bu mahallelere ne de Kiev’e bakarak anlayabilirsin. Burası, gerçek Ukrayna’nın kaynaklarının aktığı küçük bir eğlence adası gibidir.”

Gerçekten de Kiev hep eğlenceli, şatafatlı bir şehirdi. Hele o günlerde tam bir bayram havası esiyordu. Herkes Avrupalı olmanın gururunu yaşıyordu. Elektrik direklerinden, apartmanların balkonlarından, taksilerin aynalarından; hasılı her yerden Avrupa Birliği bayrakları sarkıyordu. Sovyet döneminden kalma tüm anıtlar yıkılmış, bütün semboller kaldırılmıştı. Hatta Taras Şevçenko Bulvarı’nın başındaki Lenin heykelinin yerine bir klozet konulmuştu!

Şehirde eskiye göre çok daha fazla Batılının varlığı göze çarpıyordu. Bir de kollarında SS dövmeleri olan, heavy metalci gibi giyinmiş tipler türemişti. Belli ki faşist gruplar, gençler arasında popülerdi. Barlarda amigo kılıklı adamlar dolaşıyor, Ruslara küfür eden şarkılar söyleniyordu. Bazı mekânlara “Rusça konuşmak yasaktır!” tabelaları asılmıştı. Hediye dükkânlarının en çok satan eşyaları, üzerinde Putin’in resmi veya Rus bayrağı basılı olan tuvalet kâğıtlarıydı.

Siyasetteki durum da sokaktan farklı değildi. Pek çok siyasi parti ve dernek yasaklanmış, komünizm bir suç olarak tanımlanmıştı. Sadece Sorosçulara ve AB yanlısı derneklere izin vardı. Ülke nüfusunun %30’unu oluşturan Rusların okulları kapatılmış, devlet dairelerinde Rusça kullanımı yasaklanmıştı. Avrupa’nın herhangi bir yerinde kolayca “faşizm” olarak nitelenebilecek işler, Kiev’de AB bayrağı altında yapılıyordu. Babası Rus olan bir Ukraynalıya, bu durum hakkında ne düşündüğünü sordum. İğrenç bulduğunu, yönetimin Lviv’den gelen faşist çetelerin eline geçtiğini ancak elinden bir şey gelmediğini ve sustuğunu söyledi. Çünkü konuşmak ağır şekilde cezalandırılıyordu.

Ancak haberlere yansıyan faşizm değil, Kiev’deki mutlu azınlığın hayatıydı. Kiev zengindi, Kiev Avrupalıydı, Kiev özgürdü. Batı basını bunları yazarken Ukrayna uçakları doğuda kendi ülkelerini bombalıyordu. İç savaş çoktan başlamıştı ve yoksul Ukrayna halkı tedirgindi. Çünkü faturanın kendilerine kesileceğini biliyorlardı.

Nitekim öyle oldu. Hem iç savaşın hem de Rus işgalinin tüm bedelini bu kesim ödedi. Ukrayna’nın halk çocukları cephede öğütülürken EuroMaidan darbesini yapıp ülkeyi savaşa sokan dallı güllü ekip, Kiev’de eğlenmeye devam etti ya da parayı bastırıp Avrupa’ya, Türkiye’ye kaçtı. Bugün İstanbul’un kalburüstü semtlerinde veya Antalya’nın sahillerinde sayısız Ukraynalı genç erkek var. Ülkeleri savaşırken onlar sıvışmayı tercih etmişler. Hepsi Avrupacı ve hepsi sonuna kadar “Ukrayna milliyetçisi”. Ama hiçbiri “Neden gidip vatanın için savaşmıyorsun?” sorusuna yanıt veremiyor.

            Soros’un çocukları özgürlük diye diye önce ülkelerini parçaladılar, sonra da sıvıştılar. İşin en acı tarafına gelince… Şayet savaş bir gün biterse eğlenceli hayatlarına kaldıkları yerden aynen devam edecekler. Ukrayna’yı yeniden inşa etmenin yükü de yine ülkenin yoksul evlatlarının sırtına binecek.