☰
✕

SEYİRCİYE YER AÇIN

Abone Ol

Bir filmde adam kapıyı kapatıyor. Yüzüne bakıyoruz, bir şeylerin ters gittiğini anlıyoruz. Ardından müzik başlıyor. Sonra başka bir karakter gelip soruyor. “Hâlâ geçmişte yaşadıklarını unutamadın, değil mi?”

Unutamadığını zaten görmüştük. Ve fakat film, gördüğümüzden emin olmak istiyor. Yüz ifadesine güvenmiyor, sessizliğe güvenmiyor, bize de güvenmiyor. Duyguyu gösterdikten sonra bir de adını söylüyor. Sahne bitene kadar yanlış anlama ihtimalimiz tamamen ortadan kaldırılıyor. Sonunda her şeyi anlıyoruz. Ama pek az şey hissediyoruz.

Sinemada beni giderek daha fazla yoran bir anlatma alışkanlığı var. Karakterler kendi davranışlarını açıklıyor, senaryo onların geçmişini açıklıyor, müzik hangi duyguyla izlememiz gerektiğini açıklıyor. Bazen bir sahnenin ardından gelen sahne, yalnızca öncekinin izahını yapmak için çekilmiş gibi duruyor.

Oysa günlük hayatta insanlar bu kadar anlaşılır değil. Bir insanın neden sustuğunu her zaman bilemeyiz. Öfkesinin altında korku mu vardır, utanç mı, kırgınlık mı? Kendisi bile bunun cevabını veremeyebilir. Yakınlarımızı yıllarca tanır, bazı davranışlarına yine de anlam veremeyiz. Perdede ise iki saat içinde herkesin içini dışını öğrenmemiz bekleniyor.

Elbette hikâyenin anlaşılması gerekir. Seyircinin takip edemediği her filmi derin, eksik bırakılmış her bilgiyi sanat sayamayız. Bazen anlamadığımız şeyin sebebi gerçekten kötü yazılmış bir senaryodur. Fakat hikâyeyi takip etmekle bir insanın bütün sırlarını öğrenmek arasında ciddi bir mesafe var. Sinema o mesafede yaşayabilir.

Seyirci olarak filme kendi hayatımızı da götürürüz. Bir bakışı annemizde görmüşüzdür. Bir suskunluk bize eski bir arkadaşımızı hatırlatır. Karakterin söylediği bir söz, bize yıllar önce söyleyemediğimiz bir cümleyi hatırlatır. Aynı filmi izleyen iki insanın farklı yerlerde etkilenmesinin sebeplerinden biri budur. Film bütün boşlukları doldurduğunda bu hesaplaşma için seyirciye pek az yer kalır. Önümüze tamamlanmış bir duygu paketi konur. Açmamız, anlamamız ve bir sonraki sahneye geçmemiz istenir.

Bazı sahneler zihnimize hemen yerleşmez. Eve dönerken yeniden düşünürüz. Günler sonra karakterin neden öyle baktığına dair başka bir ihtimal gelir aklımıza. Film bitmiştir, sahne bizimle yaşamayı sürdürür. Ben sinemada biraz da bunu arıyorum. Her davranışın açıklanmadığı, her sessizliğin müzikle doldurulmadığı, bir yüzün karşısında birkaç saniye düşünmemize izin verilen anları.

Bazen oyuncu söyleyeceğini söylemiştir. Kamera göstermesi gerekeni göstermiştir. Bundan sonra senaryonun yapabileceği en iyi şey, bir adım geri çekilmektir. Seyirciye de biraz yer kalsın.