Resident Evil
Zach Cregger, Barbarian (2022) ve Weapons (2025) filmleriyle yakaladığı ivmeyi, dünyaca ünlü bilgisayar oyunundan uyarladığı Resident Evil ile pekiştiriyor. 2000’li yıllarda Milla Jovovich’in başrolünde bir aksiyon şovuna dönüştürülen serinin ardından Cregger, uyarlamaya yeni ve özgün bir soluk getiriyor. Hikâyeyi tamamen sıfırlayan bu yapım, oyun dünyasındaki doğrudan bir olayı aktarmak yerine, orijinal evrende geçen bağımsız bir anlatı kuruyor. İlk Resident Evil (1996) oyununun 30. yıldönümünde vizyona giren Almanya-ABD-Çekya ortak yapımı film, 90 dakikalık süresi boyunca temposunu koruyan, aksiyon ve korku yüklü bir gerilim vaat ediyor.
Resident Evil; T-Virüsü felaketinin gölgesindeki Raccoon City’de tehlikeli bir hayatta kalma serüvenini masaya yatırıyor. Ana karakter Bryan -The Lord of the Rings’te, Frodo’nun Mordor’a yüzüğü götürme çabasına benzer şekilde- virüsün panzehirinde kullanılacak, hayati öneme sahip biyolojik maddeyi Umbrella Şirketi’nin yüksek güvenlikli laboratuvarına ulaştırmak için ölümcül bir yolculuğa çıkar. Kaos içindeki sokaklardan, mutant yaratıkların cirit attığı karanlık koridorlardan geçen Bryan, yol boyunca kâbus gibi engelleri aşmak zorunda kalır. Şehrin her köşesi adeta bir kapana dönüşürken, bu tehlikeli sevkiyat insanlığın son umudu haline gelir.
Gerilimi aşama aşama inşa etme konusunda zayıf kaldığı gözlenen senaryonun koca bir ‘serim bölümü’ seviyesinde kaldığı hissediliyor. Olay örgüsü tam da ana çatışmanın ve felsefi altyapının derinleşeceği, anlatının climax noktasına tırmanacağı anda kesilerek, adeta ikinci bir filmin girizgâhı gibi işlev görüyor. Yapımın kendi içinde bağımsız ve bitmiş bir anlatı sunmasını zorlaştıran bu durum, izleyicide ana yemeğe ulaşamadan masadan kalkmış hissi uyandırıyor. Ayrıca, hikâyenin neredeyse tek bir karakterin kişisel deneyimi üzerinden kotarılmaya çalışılması, yan karakterlerin tamamıyla gölgede kalmasına ve anlatısal bir alan darlığına yol açıyor.
Oyunculuk performanslarında yükün büyük kısmı, Cregger’ın Weapons filminde de birlikte çalıştığı Austin Abrams’ın omuzlarında. Aktör, Weapons’taki pasif ve gerilimi dışarıdan izleyen çizgisinin aksine, burada çaresizlik ile hayatta kalma güdüsü arasında sıkışmış karakterine adanmış bir şekilde hayat veriyor. Abrams’ın yetkin denebilecek performansına rağmen, bu denli geniş bir evrenin tek bir figürün sırtına yüklenmesi kolektif oyunculuk gücünü ve verimliliği zedeliyor.
Resident Evil’ın bu yeni yorumu, Milla Jovovich’li serinin ciddiyetine kıyasla sarkastik ve mizahi tonu daha baskın bir yapım olarak öne çıkıyor. Yönetmen, önceki filmleri Barbarian ve Weapons’taki öngörülemez anlatı kırılmalarını bu kez popüler stüdyo yapısı içinde dengelemeye çalışıyor. Cregger’ın, deneme izlemeleri sonrasında birçok espri ve şakayı filmden çıkardığını söylemesine rağmen, yapımın hala Resident Evil evreniyle uyumsuz bir şekilde ‘komik’ olduğunu belirtmek gerekiyor. Yönetmenin mizahi tonu, bu karanlık evrende bazen yerini bulamayan bir tezahür olarak kalıyor. Zaten Cregger’ın, serinin eski filmlerini izlemediğini övünçle belirtmesi, evreni ve atmosferi tam olarak kavrayamamasına, oyunun mirasına mesafeli kalmasına ve hayran beklentilerini ıskalamasına sebep olmuş görünüyor.
Filmin teknik ve biçimsel tercihlerine bakıldığında; Ridley Scott’ın gediklisi olan, Polonyalı Dariusz Wolski imzasını taşıyan görüntü yönetiminin ustalığı hissediliyor. Amors plan takipleri, özgün açıları ve fener ışıklarıyla beslenen karanlık kareleriyle, izleyiciyi doğrudan bir video oyununun birinci şahıs perspektifine (POV) hapseden film, özellikle takip sekanslarında nefes alacak tek vaha bile bırakmayan bir klostrofobi yaratıyor. Hikaye içi seslerin ön plana çıkarıldığı mizansen, 90’lar tarzı pratik makyaj ve animatronik tekniklerinin kullanımı, dijital efekt kolaycılığına kaçmadan, iğrenç ve büyüleyici bir somutluk ortaya koyuyor. İlk oyundaki ikonik ilk yardım kutusundan daktilolara kadar filme yerleştirilen ince detaylarla nostaljik bir doku kuran sanat yönetiminin başarısı da takdire şayan.
Ezcümle; Zach Cregger imzalı Resident Evil, popüler bir oyunu korku ve mizah araçlarıyla yeniden tanımlama konusunda cesur bir deneme. Yeni bir serinin geleceğine dair heyecan verici bir zemin hazırlasa da kendi ayakları üzerinde duran, bütünlüklü bir yapım olmaktan ziyade kusursuz tasarlanmış bir fragman hissi veriyor. Son tahlilde film, derli toplu bir final ve arzulanan katarsis yerine, gelecekteki kâbusun ucu açık bir girizgâhını sunuyor.