Pembe şizofreni

Abone Ol

Türkiye’nin gelecekteki güvenlik stratejisinin ana omurgasını iç ve dış tehdit algılamaları şekillendirir. Bu güvenlik konseptine yön veren ise çok büyük oranda dış destekli iç tehdit dinamikleri ve bunların dışarıdaki uzantıları olmuştur. Ancak bu durum artık belirgin şekilde değişmeye başlamıştır. Bugüne kadar yarısı İran ve yarısı da Irak sınırları içinde kalan ancak doğrudan Türkiye’ye yönelik terör tehdidinin merkezi konumundaki Kandil dağı yakın etki alanımıza girmek üzeredir. Şu an Irak’ın kuzeyinde Kandil dağını çevreleyen pek çok bölge Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kontrol altın alınmıştır. Ve buralarda kalıcı üs bölgeleri tesis edilmektedir yani yıllardır kanımızı emen PKK terörüne karşı kalıcı çözümler üretilmektedir. Kandil dağının Türkiye sınırına mesafesi kuş uçumu yaklaşık 70 km’dir. Halen Ordumuz 27 km derinlikte bulunmaktadır. Kandilin temizlenmesi için mutlaka Kandile gitmeye gerek kalmayacak gibi görünüyor. Çünkü Kandil’in taktik birliklerimizin etki alanındaki mesafeye girilmesiyle birlikte PKK elebaşlarının orada barınabilme imkânları kalmayacak ve kesin bir şekilde yer değiştirmek durumunda kalacaklar. Ancak nereye giderlerse gitsinler Kandil’in kendilerine sağladığı stratejik avantajları bir daha bulamayacaklar. Örneğin Sincar bölgesi, hemen sınırımızın 35 km yakınındadır ve bizim Tugay dahil daha ast birliklerimizin etki sahasındadır. Bu önemlidir çünkü Terörle mücadele teknoloji ile birlikte taktik seviyede küçük birliklerle yapılır.

Tabii bu durumun oluşturacağı bölgesel etkilere de değinmek isterim. Kandil temizlenmeye başladıkça Suriye’de diğer adı PYD olan PKK varlığı da güç kaybetmeye başlayacaktır. Zira örgütün dağ kadrosunun komuta edilebilme imkânı zayıflayacak, PKK psikolojik avantajını kaybedecek, düz alanlarda kendisini besleyenlerden daha fazla taleplerde bulunmaya başlayacaktır. Bu durumda da başta derin ABD olmak üzere PKK/PYD’nin sembiyotik ortakları, alana daha fazla askeri güç yığmak zorunda kalacaklar ki bakınız son dönemde Suriye’nin kuzeyinde zaten bunlar yaşanmaktadır. Ancak bölgeyi vekalet usulüyle dizayn etmek isteyenlerin her geçen gün daha fazla hedef durumuna gelmekte olan askeri güçlerini bu sahaya yığmak istemeyecekleri de bilinen bir gerçektir. Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü YPG/PKK işgalindeki Ayn İsa beldesinde ABD ve Fransız askerlerinin bulunduğu üste geçtiğimiz pazar akşamı meydana gelen büyük patlama bunun son örneğidir ki daha kısa süre önce bu tür patlama haberlerini yerel kaynaklardan almıştık. Dolayısıyla Türkiye Kandil’den İdlib’e kadar sınırlarının hemen güneyindeki alanda terör unsurlarını temizlemek gibi stratejik güvenlik planının adım adım uygulamakta ve böylece bölgede hem kalıcı barışı tesis etmeye çalışmakta hem de sosyo-politk çok önemli avantajlar elde ederek kendi ülkesinin güvenliğini temin etmektedir. Ancak bu kolay olmamıştır. Bu günkü tablo bütün küresel güçlerin at koşturduğu alanda çok uzun süreli yoğun çalışmalar, çaba ve gayretler sonucunda gerçekleşmektedir. Ve adım adım da sonuca gidilmektedir.

Şimdi gelelim muhalefet liderinin Ortadoğu’daki barışı sağlayacak planına. “Gel kardeşim deriz Suriye’ye, gel kardeşim deriz Irak’a, oturur konuşuruz, barış içinde kardeşçe yaşarız.” Muhalefet liderinin söylediği işte bu. El insaf yani. Pembe şizofrenik hamasetçi barış çağrılarıyla Ortadoğu jeopolitiğinde barışın sağlanamayacağını bilemeyecek kadar acizlik sadece cahillikle açıklanamaz diye düşünüyorum. Ayrıca Türkiye küresel emperyallerin maşası ve Ortadoğu’yu dizayn aracı olan başta PYD/PKK olmak üzere ülkemize düşman bütün unsurlarla hem içte hem de dışta belki de önümüzdeki yüz yılın kavgasını verirken, seçim çalışmalarına PKK ile organik bağı apaçık belli olanları cezaevinde ziyaret ederek başlamanın hangi karanlık stratejinin ürünü olduğunu Milletimize 25 Haziran’da açıklamak zorunda kalacaklarını da belirtmek isterim.