Özge Özpirinçci ile Kübra Süzgün ailesi arasında yıllardır devam eden tartışma, bu kez ölüm tehdidi iddiasıyla çok daha ciddi bir noktaya geldi.
Özpirinçci ve avukatı Nail Gönenli, kendilerine hakaret ve ölüm tehdidi içeren mesajlar gönderildiğini belirterek Serkan Süzgün hakkında savcılığa başvurdu. Dilekçede, tehditlerin üçüncü kişiler üzerinden iletildiği öne sürüldü ve koruma talep edildi.
Yalan söyleyecek değilim; bu olay daha önce birkaç kez önüme haber olarak geldi. Okudum ama açıkçası çok da inanmadım.
“Koskoca Özge Özpirinçci'nin bu olayda ne günahı olabilir ki?” diye düşündüm.
Ama bugün gelinen noktaya bakınca, meselenin ilk başta düşündüğüm kadar basit olmadığı anlaşılıyor.
HER ŞEY 2015’TE BAŞLAMIŞTI
Hikâyenin geçmişi 2015 yılına uzanıyor.
Kübra Süzgün henüz çocukken, bir beyaz eşya firmasının reklam çalışması için çekilen fotoğraflarının gerekli sözleşme yapılmadan yurt içinde ve yurt dışında kullanıldığı iddia edildi.
Baba Serkan Süzgün, kızının fotoğraflarının kullanım hakları üzerinden sahte belgelerle işlem yapıldığını ve milyonlarca liralık kazanç elde edildiğini öne sürdü.
Yıllar sonra konu Özge Özpirinçci'ye de uzandı.
Süzgün'ün anlatımına göre 2017 yılında “Kadın” dizisinin setinde Özpirinçci'den yardım istedi. Özpirinçci'nin kendisini avukatı Nail Gönenli'ye yönlendirdiğini, ancak sonrasında süreçten mağdur olduğunu ileri sürdü.
Gönenli ise kendisine yöneltilen dolandırıcılık ve tehdit suçlamalarını reddetti.
Özpirinçci de kendisinin bu hukuki sürecin tarafı olmadığını, yalnızca Süzgün'ü avukatına yönlendirdiğini açıkladı.
Burada benim kafama takılan önemli bir nokta var.
İddiaların merkezindeki reklam çalışması büyük bir beyaz eşya şirketine ait.
Şimdi düşünün...
Böyle büyük bir şirketin, çocuk yaşta birinin fotoğraflarını hiçbir sözleşme ve hak düzenlemesi olmadan kullanması gerçekten mümkün mü?
Eğer kullanıldıysa, bu nasıl oldu?
Ben böylesine büyük bir markanın kendi itibarını ve hukuki sorumluluğunu bile bile riske atacağına inanmakta zorlanıyorum.
Bu nedenle şikâyetçi tarafın da meselenin kaynağına inmesi gerektiğini düşünüyorum.
Reklam hangi ajans üzerinden hazırlandı?
Sözleşmeyi kim yaptı?
Fotoğrafların kullanım hakkı kime verildi?
Belgeler ne söylüyor?
Bence düğümün önemli bir kısmı burada.
Çünkü yıllardır süren tartışmanın gerçekten anlaşılabilmesi için tarafların birbirlerine yönelttiği suçlamalardan önce, o dönemde imzalanan sözleşmelerin ve reklam sürecinin ortaya konulması gerekiyor.
ŞİMDİ İŞ ÇOK DAHA CİDDİ
Yıllar içinde karşılıklı açıklamalar ve sosyal medya paylaşımlarıyla büyüyen tartışma, bugün ölüm tehdidi iddiasına ulaşmış durumda.
Özpirinçci ve avukatının savcılığa başvurması bu nedenle hafife alınacak bir gelişme değil.
Tehditlerin kimler tarafından gönderildiği ve üçüncü kişiler aracılığıyla iletildiği belirtilen mesajların arkasındaki bağlantıların ne olduğu araştırılmalı.
Ancak aynı titizlik, yıllardır dile getirilen ilk iddialar için de gösterilmeli.
Kim ne yaptıysa ortaya çıksın.
Hak kaybı varsa belirlensin.
Yanlış varsa sorumlusu bulunsun.
Tehdit varsa onun da hesabı sorulsun.
Çünkü benim gibi bu haberi zaman zaman görüp “Özge Özpirinçci'nin bununla ne ilgisi var?” diye düşünen çok insan olduğuna eminim.
Bugün ise görüyoruz ki mesele yıllardır kapanmamış, aksine giderek büyümüş.
Ben kimse adına hüküm vermiyorum.
Ama şunu söylüyorum:
2015'te başlayan bu hikâyenin bütün taraflarıyla, bütün belgeleriyle ve bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılmasının zamanı çoktan geldi.
Artık kimsenin daha yüksek sesle konuşmasına değil, gerçeğin ortaya çıkmasına ihtiyaç var.