ÖZDAĞ: DOĞRU YAPILANA DOĞRU DERİM

Abone Ol

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile uzun ve açık bir sohbet yaptık. Röportajın daha başında Diriliş Postası’nı düzenli olarak takip ettiğini ve yayın çizgisini başarılı bulduğunu söylemesi, konuşmanın tonunu da belirledi. Çünkü karşımızda hükümete kategorik biçimde muhalefet eden, özellikle göç ve “Terörsüz Türkiye” politikalarında en sert itirazları dile getiren bir siyasetçi vardı. Ancak Özdağ, konu devletin dış politikası ve savunma politikalarına geldiğinde doğru bulduğu adımların hakkını teslim etmekten de kaçınmadı.

Göç meselesinde bildiğimiz Ümit Özdağ karşımızdaydı. “Terörsüz Türkiye” konusunda da öyle… Bu iki başlıkta deyim yerindeyse Nuh diyor, peygamber demiyor. PKK’nın sona erdiği görüşüne katılmıyor; gündemdeki Çerçeve Yasa’nın PKK mensupları açısından af niteliği taşıdığını savunuyor. PKK’nın Türkiye’den anayasal talepleri bulunduğunu ileri sürüyor ve özellikle Anayasa’nın 66. ve 42. maddeleri üzerinden yürütülebilecek değişikliklere karşı çıkıyor.

Ancak sohbet dış politika ve savunmaya geldiğinde farklı bir Özdağ tablosu ortaya çıkıyor. Muhalefet kimliğini bir kenara bırakmadan, Türkiye adına doğru bulduğu politikalara açıkça “doğru” diyor. Rusya politikasını “çok isabetli” buluyor ve Moskova ile ilişkilerin dengeli biçimde sürdürülmesini istiyor. Ukrayna politikasını olumlu değerlendiriyor. Ermenistan konusunda izlenen politikayı doğru bulduğunu söylüyor. Azerbaycan ve Türk dünyasına yönelik politikalara ise açık destek veriyor.

Dahası Özdağ yalnızca “Bunlar doğru yapılıyor” demekle yetinmiyor. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu güvenlik tehditleri konusunda hükümetle kendi çözüm önerilerini paylaşmak istediğini de açıkça ifade ediyor. İşte röportajın belki de en dikkat çekici bölümü burada başlıyor.

Özdağ’a göre Türkiye savunma sanayiinde son derece önemli bir noktaya ulaştı. Ancak artık mesele yalnızca İHA, SİHA, füze veya yeni savunma sistemleri üretmek değil; bunları üreten tesisleri de koruyabilmek. Türkiye’nin stratejik üretim merkezlerinin muhtemel bir savaşta ilk hedefler arasında bulunabileceğine dikkat çeken Özdağ, çok çarpıcı bir öneride bulunuyor:

“Savunma sanayii tesislerimizi Karadeniz’de dağların altına saklamalıyız.”

Bu sözünü özellikle açıyor. Türkiye’nin kritik savunma projelerini mümkün olduğunca korunaklı ve görünürlüğü düşük altyapılar içerisinde yürütmesi gerektiğini düşünüyor. Kendi ifadesiyle, “Çok önemli çalışmalar yapıyoruz ama gizlememiz lazım.” Yani Özdağ’ın önerdiği yeni aşama, savunma sanayiinde yalnızca üretim kapasitesini büyütmek değil, o kapasitenin bir çatışmanın ilk gününden son gününe kadar çalışmaya devam edebilmesini sağlamak.

Füze meselesinde de benzer şekilde daha ileri bir kapasite istiyor. Türkiye’nin balistik füzelere ihtiyacı olduğunu söylüyor; özellikle orta ve uzun menzilli füze sayısının artırılması gerektiğini düşünüyor. İHA ve SİHA alanında elde edilen başarıyı önemli buluyor ancak bunun yeterli olmadığı kanaatinde. Bu alandaki faaliyetlere verilen devlet desteğinin daha da artırılmasını istiyor.

Konu Kıbrıs’a geldiğinde ise Özdağ’ın tonu sertleşiyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde PKK unsurlarının bulunduğunu ileri sürüyor. İsrail’in Ada’da güçlü bir altyapı oluşturduğunu savunuyor ve Kıbrıs’ın artık yalnızca tarihî bir millî mesele olarak değil, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenlik mimarisinin merkezi olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Ardından röportajın dikkat çekici cümlelerinden birini kuruyor:

“Kıbrıs olmadan Mavi Vatan olmaz.”

Ege konusunda da hükümete daha ileri adımlar atılması çağrısında bulunuyor. Yunanistan’ın adaları silahlandırmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyleyen Özdağ, Türkiye’nin yalnızca diplomatik itirazlarla yetinmemesi gerektiğini savunuyor. Önerdiği karşılık oldukça sert: “Yunan ordusu adaları boşaltmadan Türkiye’den bir kişi turistik adalara gidemez; onlar da Türkiye’den alışveriş yapamaz.”

Ortaya ilginç bir siyasi tablo çıkıyor. Bir tarafta göç ve “Terörsüz Türkiye” konusunda hükümetle arasına son derece kalın çizgiler çeken Ümit Özdağ var. Diğer tarafta Rusya’dan Ukrayna’ya, Ermenistan’dan Azerbaycan ve Türk dünyasına kadar Türkiye’nin izlediği bazı dış politika başlıklarında hükümete açıkça hakkını teslim eden; savunma sanayiinde yakalanan ivmenin daha da büyütülmesini isteyen bir muhalefet lideri…

Belki röportajın en önemli tarafı da buydu. Özdağ, “Muhalefetteyim, öyleyse yapılan her şeye karşı çıkmalıyım” anlayışıyla hareket etmediğini ortaya koyarken; doğru bulduğu politikaları desteklediğini, eksik gördüğü noktalarda ise kendi çözüm önerilerini devletin ve hükümetin değerlendirmesine sunmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Ve önerisinin merkezine şu düşünceyi yerleştiriyor: Türkiye savunma sanayiinde artık yalnızca üreten değil; ürettiğini koruyan, üretimini savaş şartlarında sürdürebilen ve bunu güçlü bir füze caydırıcılığıyla destekleyen bir ülke olmak zorunda.